Yarım yamalak ve ağır yaralı bir demokrasi

30.12.2016 (http://www.diken.com.tr/yarim-yamalak-ve-agir-yarali-bir-demokrasi/)

İçeri atılmış yazarlar için yazdığım yazının yayınlandığı günün ertesinde Ahmet Şık’ın da gözaltına alınması, açık yaraya kama sokmak oldu benim için. Fakat öldürülen ve hapsedilen arkadaşları için yazı yazma konusunda bu ülkenin gazetecilerinin ve yazarlarının eline su dökmenin zor olduğunu biliyoruz.

Dünyada ve Türkiye’de feci şeyler oluyor. Bu feci şeyleri anlamaya ve anlayabildiğimiz kadarını anlatmaya çalışıyoruz. Ama kendi kendimize konuşuyoruz sanki. Peki, bu tamamen bizim beceriksizliğimiz mi acaba? İsmet Özel’in şiirinde dediği gibi, “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.” (Şiiri okumayı ihmal etmeyin)

Fakat içinde bulunduğumuz durum şiire hakaret ve fakat belki de ancak şiirle aşabileceğimiz bir kördüğüm; şiire itibar ederek, şiirin çağırdığı yere dikkat kesilerek üstesinden gelebileceğimiz bir açmaz. Hadi ben sağırım, öbürüne sağır olduğunu düşünen hiç öbür yok mu acaba?

Bunca zaman ve badire sonra hiç olmazsa ifade özgürlüğü konusunda bir toplumsal mutabakata varmış olmalıydık, olabilirdik. Eğer olsaydık, sırf bu bile demokrasiyi koruma bakımından tankların önüne çıkmaktan çok daha büyük, çok daha sağlam, çok daha güvenilir bir adım, bir aşama olurdu. Fakat bırakın toplumu, gazeteciler, yazarlar arasında bile böyle bir özgürlük mutabakatı yok.

Ahmet Şık’ın gözaltına alınmasının, dün haklarında tahliye kararı verilen Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın dört aydır hapis, Kadri Gürsel ve Musa Kart gibi gazetecilerin hala tutuklu olmasının ne dehşetli bir adaletsizlik yarattığını ve bugünü bırakın, geleceği bile zehirlediğini ve bu haksızlığa isyan etmeyenleri nasıl çürümüşlüğe sürüklediğini anlatmak için dil dökmek gerekmezdi, gerekmemeliydi. Ama ülkemiz sadece son zamanlarda karakış getiren alçak basıncın değil, uzun süredir alçak demokrasinin ve onun borazanı alçak basının etkisi altında.

Ahmet Şık uğradığı haksızlıklarla da tarihe geçmiş biri; tanıtmama gerek yok. Ama Ahmet benim yakın arkadaşlarımdan biri. Birkaç yerde beraber çalıştım onunla. Neye nasıl heyecanlandığını, neye nasıl öfkelendiğini, neye nasıl sevindiğini, nasıl güzel sevdiğini, ne kadar dürüst olduğunu, neyi savunacağını ve neyi savunmayacağını gayet iyi bildiğim biri Ahmet.

Ama Ahmet’i savunma işini kendisine ve avukatlarına bırakacağım; yargıyla onlar boğuşacak. Ben, Ahmet’in savunulacak bir şeyi olmadığını, hakkındaki suçlamaların, biri hariç, suçlama değil, bir gerçeğin tespiti olduğunu söyleyeceğim.

AA’nın haberine göre, Ahmet şunlarla suçlanıyormuş: ‘Türkiye cumhuriyetini, yargı organlarını, askeri ve emniyet teşkilatını alenen aşağılama’ ve ‘terör örgütü propagandası yapma.’

Bu ‘terör’ saçmalığını geçiyorum, çünkü bu, hükümetin istediği istikamette uçmayan göçmen kuşları bile suçlayıp kafese koymanın ve Kürt olmadığı halde ‘Kürt realitesi’ne kulak kabartanları bile yıldırmanın zeka pırıltıları saçan bir yöntemi olarak kullanılıyor.

Gelelim öbür suçlamalara. Her devlet aşağılanabilir ve her devlet aşağılanmayı hak ediyordur. Birkaç küçük ülkeye haksızlık ediyorum belki ama bu sözler yüzünden kimseye gadretmeyecekleri için bu konuda haksızlığa uğrayabilecek konumdalar zaten.

Türkiye Cumhuriyeti’ne gelirsek… Fena halde aşağılanmayı hak eden bir durumda olduğunu kimsenin saygınlığını korumayı sürdürerek inkar edebileceğini sanmam.

Kız çocuklarına tecavüz eden bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Kimi zaman bütün bir kasaba veya köyün erkekleri yapıyor bunu ve saygın yurttaşlar olarak normal hayatlarına devam ediyorlar.

Erkek çocuklarına da tecavüz eden bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Üstelik, mesela devlet korumasında olan ‘ıslahevleri’ndekilere ve Çocuk Esirgeme Kurumu’ndakilere de.

Çocuklarımızı yurtlarda, Kuran kurslarında topluca yakan, öldüren bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Ve bazı tecavüz vakalarında olduğu gibi, bu toplu ölüm vakalarında da sorumlu cemaatlere toz kondurmamak için her tür numarayı çeken bir devlet (Çocuklarımızı sorgusuz sualsiz cemaatlere emanet etme alçaklığını da not edelim).

Kadınlarını öldüren öldüren, terk eden sevgilisini de, erkekliğine sığdıramayıp öldüren, kadınlara tecavüz eden bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor? Onları tecavüzcüleriyle evlendirecek yasadan vazgeçilmesine şükreden bir ülke.

Aleviler cemevlerinin ibadet yeri sayılmasını istiyor, artık kurumuş bin dereden su getirmeye çalışan bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Kürtler bir dertleri olduğunu söylüyor, “Benim Kürt kardeşlerimin bir sorunu yoook. Kürt sorunu yoktur” diyen ve 30 sene (daha geriye şimdi gitmeyelim) üstüne hala öldürerek bu olmayan sorunu bitireceğini düşüren bir devlet mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Suriye’de terör saçan radikal İslamcı örgütleri ABD, Suudi Arabistan ve Katar’la işbirliği halinde oluşturup besleyip palazlandırırp (valla ben demiyorum, gazeteleri geçtim, neredeyse artık ansiklopedilere girmiş bir bilgi bu), o terörün ülke içindeki patlamalarını da yaşadıktan sonra aniden ve yüzsüzce ‘Nereden çıktı bunlar’ edasıyla aynı örgütlere savaş açan ve ve çıkmasına yardım ettiği bu savaşta gencecik insanlarımızın ölümüne yol açan bir devlet mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Güzelim Karadeniz kıyılarını otoyol yaptığı yetmiyormuş gibi, yaylaları da turizmle katletmek için yöre halkıyla savaşan bir devlet mi aşağılanmayı hak etmiyor? Madenlerle, taş ocaklarıyla ‘bu cennet vatan’ın canını çıkarıyoruz; para uğruna…

Her yıl iş cinayetlerinde binlerce insanı öldüren bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Devletin gözaltında kaybettiği, faili meçhul cinayetlerde katlettiği insanların yakınlarının yakarışına bile kulak tıkayan bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Eğitimdeki sefil durumun uluslararası araştırmalarla da ortaya serildiği bir ülke mi aşağılanmayı hak etmiyor?

Daha fazla örnekle uzatmayayım, hepimiz bu ülkenin hiç de övünülemeyecek durumda olduğunu, aşağılanmayı hak ettiğini biliyoruz. Zaten siyasi görüş fark etmeksizin hepimiz her gün şurasından burasından bu ülkeyi trafikte, kahvede, işyerinde, tarlada aşağılayıp bu ülkeye küfredip duruyoruz.

15 Temmuz’da darbeyi yapmaya kalkışan bu ülkenin askeriydi. Daha önceki darbeleri de onlar yaptı. Roboski katliamını da asker yaptı. Layıkıyla bir soruşturma yürütmediğiniz için başka sorumlular olup olmadığını bilemiyoruz.

Emniyet teşkilatıyla emniyette olmadığımızı tarihimizden biliyoruz biz, ama şu son yıllarda da iyice idrak ettik. Kürt illerinde emniyet elemanlarının duvarlara yazıp çizdiği ırkçılıkları da aleme sergilediler. Barışçıl Gezi protestolarında da mesela. Ethem Sarısülük’ü öldüren emniyet teşkilatı aşağılanmayı hak etmiyor mu?

Peki ya Ethem Sarısülük’ü öldüren polise ödül gibi ceza veren yargı aşağılanmayı hak etmiyor mu? Bana bu yazıyı yazdıran şey de yargının aşağılanmaya layık olduğunun gerekçelerinden biri zaten. Ve aşağılanması istenmeyen bu Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı, aşağılanması istenmeyen bu yargıyı, kararına saygı duymadığını ilan ederek fena halde aşağılamıştı zaten. Siyasi iktidarın maşası haline getirilmiş bir yargı aşağılanmaktan başka neyi hak edebilir ki?

Bir de şu iddia var Ahmet’le ilgili: “Bir gizli tanık ifade vermiş, Ahmet Şık’a ‘İmamın Ordusu’ kitabını FETÖ yazdırmış.”

Fetullah Cemaati’ne en büyük savaşı açanlardan ve gadrine uğrayanlardan biri olması bu iddiayı gerizekalıca bir saçmalık kılmaya yeter. Ahmet’i Cemaat yargılarken de kitabını birilerinin yazdırdığını iddia ediyordu.

Ama ben şunu biliyorum: Ahmet’e hiçkimse hiçbir şey yazdıramaz, bir tweet bile. Ahmet’e bir şey yazdırmak mümkün olsaydı, editör olarak, son kitabını biraz daha kısa yazdırmayı kesin becerirdim.

Yazarları, gazetecileri, itiraz edenleri içeri tıkmak, susturmaya çalışmak yarım yamalak ve ağır yaralı demokrasiye kama sokmaktır, bu ülkeyi sırtından hançerlemektir. Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılamak, aşağılık duruma düşürmek, aşağılanmasına yol açmaktır. Bu ülkenin aşağılık bir durumda olduğunu söyleyip uyaranları hapsederek, söylenmesini yasaklayarak aşağılık durumdan ve aşağılanmaktan kurtulmak mümkün değil.

Kurtulmak için ilk adım, ifade özgürlüğüdür. Ahmet’i ve diğerlerini salıvererek, haklarındaki soruşturma ve davaları çöpe atarak başlayın.

Yoksa aşağılanmaktan kurtulamayacak bu ülke.

Reklamlar
Bu yazı Medya üzerine yazılar, Türkiye içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s