İbrahim Kalın nerdesin?

10.02.2017 (http://www.diken.com.tr/ibrahim-kalin-nerdesin/)

Bir ülkede demokrasi olmayınca insan hiç tanımadığı, normal şartlarda da hiç işi olmayacak insanlara mektup yazıyor, benim anladığım. Bir de şurası var: Bir ülkede demokrasi olmayınca, bizdeki gibi toplum yarılınca, hür fikir, hür vicdan, hür irfan (kemalizmle ilişkimi burada kesiyorum) imkan dağıtanların gözünde diken, o göze girmeye çalışanların gözünde ayakbağı ve derhal kurtulunması gereken yük olunca yazdığınız mektuplara cevap alamıyorsunuz.

Yazılarımı sert buluyor arkadaşlarım, ahbaplarım; bu mektuplarım öyle sert falan da değil hiç üstelik, üfleye üfleye yazılmış şeyler. En son geçenlerde Yeni Şafak’tan İsmail Kılıçarslan’a yazmıştım: “Çok bunaldık be İsmail.” Birkaç yıl önce de yine bir cevap, bir karşılık, bir işaret bekleyerek bir mektup yazmıştım. Belki görmezler diye de isimlerini başlığa çıkarmıştım: “Koru, Ocaktan, Kekeç ve Karaalioğlu size sesleniyorum, beni duyuyor musunuz?” Ona da cevap alamamıştım. Üçüyle tanışıyordum.

Bu saçma mektuplardan bana da gına geldi, fakat şimdi de şu Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın var ya, ona bir mektup yazmak istiyorum. Bir mektup yazıp zırnık kadar bir sorunu çözemeyeceğimi elbette biliyorum. Öyle bir ümit taşımıyorum. Daha da çaresiz benim durumum: Alçak sesle de olsa, fısıldayarak da olsa, zifiri karanlıkta tek bir ateşböceği çakarı da olsa insani, vicdani, akli bir işaret görmek istiyorum, o kadar. Artık daha gerisi olmayan, insan olanı çok acıtan bir yerden bahsediyorum çünkü. Murat Sevinç’i ‘ihraç’ etmek ne demek, İbrahim Kaboğlu’nu.. 139 akademisyeni? Tabii bu son hunharlık tüy dikti sadece, bu iktidar tüyü dikmeden önce, zaten pek matah olmayan akademiyi üstüne tüyün dikilmesi gereken hale getirmişti.

Kendisi de bir akademisyen olan HDP’li Mithat Sancar’ın Meclis’te yaptığı şahane konuşma da aynı benim mektuplar gibiydi. Benim yazıların şahane olduğunu söylemek istemiyorum; daha gerisi olmayan o son noktayı gösteriyor, oradan sesleniyordu. Her şey bitmiş olsa bile bir ateşböceği çakarı kadarcık vicdan, adalet duygusu, insaf, akıl ve evet, ruh arıyordu, bunları çağırıyordu. Nafile.

Mithat Hoca da isim isim saydı. Akademisyen olarak 28 Şubat hunharlığına maruz kalan bugünün milletvekillerini, ve onlara destek olanların bazılarının bugün akademiden atıldığını. Mesela “Ahmet Gündoğdu nerdesin?” diye seslendi… Çıt çıkmadı, çıkmıyor. Neden?

Üniversiteye, bilime, iyi yetişmiş bunca insana, bu kadar emeğe kıymet veren hiç mi kimse yok AKP cenahında? Yok görünüyor. Bir ses duymuyoruz çünkü. Ve kıymet vermeyenler sadece AKP’liler de değil tabii. Mülkiye’nin dekan vekili Kadri Gürdal da mesela değer bilmeyenlerden. Onun düştüğü durumu da Kerem Altıparmak Periscope’la yayınlamıştı.

Bu insanlar bu kıymete göre davranırsa koltuklarından olurlar, bunu biliyorlar. Dolayısıyla kıymet ve ilke, koltuğun altında kalmış veya mabadla koltuk arasındaki minder derekesine indirgenmiş. O koltuklarda başka türlü oturulamadığını biliyoruz aslında.

Daha mı ilkeli, daha mı ilkesiz, daha mı değerbilir bilmem ama ben İbrahim Kalın’a mektup yazmak istiyorum. Cumhurbaşkanını etkilesin diye değil; ümidim ve beklentim yok. Kalın da doktorasını yapmış, bilimle uğraşmış biri. Geçenlerde bir kitabı çıktı: ‘Ben, Öteki ve Ötesi – İslam-Batı İlişkileri Tarihine Giriş’ (İnsan Yayınları). Kitabı okumadım. Lacivert dergisinin kasım sayısında kendisiyle yapılmış söyleşiye okudum. Orada söylediklerinin tam tersi şeyler yaptıkları için ona birkaç şey demek istiyorum.

İbrahim Hoca, biraz kayırmacı bulsam da bazılarına benim de katılabileceğim bir Batı eleştirisi ve oryantalizm eleştirisi getiriyorsun. Ama Batı’yı tamamen karalamanın ve bunu yaparken ‘bizim’ hatalarımızı görmezden gelmenin yanlışlığına da işaret ediyorsun. Çok güzel. Şu anda bizim hatalarımızdan biri çok fena şekilde yapılıyor ve daha fena şekilde de görmezden geliniyor İbrahim Hoca! Ve bunu sen de yapıyorsun İbrahim Hoca; meslektaşlarını ya içeri atıyorlar ya üniversiteden.

Diyorsun ki: “Bugün İslam dünyası zor bir dönemden geçiyor. (…) Bunun en üzücü neticelerinden biri, İslam dünyasının dünyaya söyleyecek bir sözünün olması ama bütün bu sorunlardan dolayı bu sözü söyleyememesi. Sanatta, edebiyatta, düşüncede, teolojide, şehircilikte veya insan ilişkilerinde…”

Söylenecek söz var mı yok mu, ne kadar var gibi bir tartışmaya girmek manasız şimdi, fakat şu konuda herhalde herkes, sen de, mutabıksındır: Söylenecek bu söz tek bir söz değildir, tek bir ses değildir, olamaz. Bırakın sayısız farklı özellikler/zenginlikler barındıran koca İslam alemini, yine birçok zenginlikle yüklü Türkiye’nin sesi ve sözü bile tek değil. Sezai Karakoç ve İsmet Özel de bu ülkenin, bu kültürün çok güçlü sesleri, Ece Ayhan ve Gülten Akın da, Aziz Nesin de. Senin de bu dediğime itiraz edeceğini sanmam. Örnekleri zenginleştirmenin bir manası yok şimdi.

Peki bu ses neyse, nasıl oluşacak, kendini nasıl duyuracak?

Söyleşide, “Bir kere Aydınlanmanın ve Batı modernitesinin çoğulcu olduğu efsanesini önce bir sorgulamamız lazım”diyorsun. Hay hay, sorgulayalım, yerin dibine de batıralım; ve zaten senin de dediğin gibi birçok Batılı da enine boyuna sorgulamış, sorguluyor. Peki, şu anda Türkiye’de akademiye yapılan muameleyi, ifade özgürlüğünün boynunun vurulmasını, gazetecilerin içeri atılmasını hiç mi sorgulamayalım İbrahim Hoca? Sen neden sorgulamıyorsun?

Türkiye’nin bir sesi/sözü varsa, onun içinde işte haftalardır, aylardır yargısız infaz olarak hapiste tuttuğunuz yazarlar, çizerler, gazeteciler de var. Haksız, hukuksuz, haramice üniversitelerden attığınız bilimciler, akademisyenler de var. Sosyal medyada eleştirisini dile getirenler de…

Meydanlarda hançere paralayan siyasilerden daha çok onlar var ve onlar olacak bu ülkenin sesinde/sözünde. Bütün ülkeler için böyledir durum. Shakespeare’le övünmeyen bir İngiliz yoktur herhalde, Churchill veya VII. Henry ile övünmenin ahmaklık olduğu ortada.

Senin bahsettiğin o ses/söz ancak bu çeşitli, zengin seslerin uçuştuğu bir ortamda oluşabilir. Cumhuriyet tarihi, ve bunca yıl sonra şimdi AKP iktidarı daha da acıtıcı biçimde tek bir ses çıkarma azminin gövde gösterisi olarak geçti, geçiyor. Her şeye rağmen başkaldıranlar, aykırı söz söyleyenler oldu ve ses dediğimiz de odur zaten.

Söyleşide tam da bugün konuştuğumuz akademi meselesine gelmişsin: “Batılı bir akademisyen düşünün: Çok daha elverişli şartlarda oturuyor, araştırıyor, çalışıyor. Belli bir akademik entelijansiya var orada. Rağbet görüyor ve küresel tedavüle sokuluyor. Halbuki İslam dünyasına baktığınız zaman aydınlar, ulema, kanaat önderleri, dini liderler, bu kadar yaşanan somut sert  siyasi meselelerin içerisinde kendilerine bir alan bularak topluma ve gençlere yön veremiyorlar.”

Şu siyasi meseleler olmasın da akademiye bir rahat verelim, diye düşünmek ahmaklık ve saçma ve ahlaksızlık olduğuna göre ne yapmalıyız sence acaba? Batılı akademisyene de bunlar altın tepside sunulmadı, uzun bir mücadelenin ürünü o elverişli şartlar. John Milton, ifade özgürlüğünü savunan, sansüre karşı çıkan en güçlü metinlerden biri kabul edilen nutkunu (Areopagitica) 1644’te yazmıştı… Britanya’da ifade özgürlüğü, akademik özgürlük bugün 1644’te değil, ama biz hala bizim 1600’lerimizdeyiz. Bunu da bir sorgulasak İbrahim.

Milton’dan bir yıl sonra 1609’da doğan ama ondan 17 yıl önce 1657’de ölen caanım Katip Çelebi, kendi döneminde bu sorgulamayı yapan nadide bir alimdi. Bilgi/bilim üretmede sorunlar yaşadıklarını söylüyor, Batı’da atılımlar yapıldığını biliyor, onları aktarmaya çalışıyordu. Atılan akademisyenler haberleri içinde gördüm ki bir de Katip Çelebi Üniversitesi varmış. Katip Çelebi’nin adını bu üniversitelere vermek büyük haksızlık.

Tabii, sözünü ettiğin o elverişli şartlar sadece maddi imkanlardan ibaret değil. Ayrıca, hepimiz için tehlikeli işler için harcanan örtülü ödenekteki şişmeye bakılırsa, istenirse akademi ve eğitim için de gayet güzel imkanlar yaratılabilir. Bilim açık düşünceyle, ifade özgürlüğüyle, eleştirel akılla yapılır. Batı akademisinin performansını haklı olarak övüyorsun ama göbeğinde bulunduğun siyasi ekip (yani Recep ve Tayyip ve Erdoğan’dan oluşan ekip ve geri kalanlar – biraz takıldığım için bağışla) zaten güdük olan akademik özerkliği iyice budayarak ve değerli akademisyenleri, sırf aykırı ses çıkarıyorlar diye atarak mı atılım yapacak?

Akademisyenler uzayda yaşamadıklarına, bu memleketin ve dünyanın sorunlarıyla yoğrulduklarına, o sorunları yorumladıklarına göre, o sorunlardan onlar da muzdarip olduğuna göre pek tabii fikirlerini de söyleyecekler. İşte böylece oluşacak ‘İslam aleminin sesi’, eğer oluşacaksa. Ama barış bildirisi imzalayanları ipe sapa gelmez bahanelerle, suçlamalarla bertaraf ederseniz, akademide sadece memurlarınızı bırakırsanız, onları abad ederseniz o ‘akademik entelijansiya’ rağbet görmez ve küresel tedavüle de zinhar sokulamaz. Ama zaten siz itibar etmiyorsunuz ki akademik entelijensiyaya. Başlarına olmadık belalar örüyorsunuz.

Şu yarattığınız şartlarda bilim yapılabileceğine inanıyor musun gerçekten İbrahim Hoca? O imrendiğin, hülyaladığın ‘akademik entelijansiya’nın böyle oluşabileceğini mi düşünüyorsun ve bunlardan güzel, anlamlı, alemin dinlemek isteyeceği, dahası dinlemeye mecbur hissedeceği bir ses/söz çıkabileceğini mi sanıyorsun?

Not: Bu yazıyı gece yazdım, tam Diken’e gönderecekken şu kulis bilgisini gördüm: “Akademisyen ihraçlarına AKP’li vekiller de tepkili, liste YÖK’e gönderilecek.” Büyük tepki ve Mithat Sancar’ın çağrısı işe yarayacak mı, ne! Fakat meselemiz sadece şu son ihraç dalgası değil, akademik özgürlük davası. Ve tabii, ‘listeyi yenilemek’ ne demek? Tanıdıklarınızı ayıklayıp tanımadıklarınıza cehenneme kadar yolunuz var demekle sorunu çözmüş olacağınızı mı sanıyorsunuz? Bu notu yazmıştım ki, gün içinde hükümet bildiğimiz yüzünü gösterdi: Ankara’da ‘ihraç’ edilen meslektaşlarına sahip çıkmak için toplanan akademisyenlere polis saldırdı. Ha, ne dersin İbrahim Hoca, göstereceğiniz itibar bu mu ‘akademik intelijansiya’ya?

Reklamlar
Bu yazı Türkiye içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s