CHP örgütlü pasifliktir

07.11.2016 (http://www.diken.com.tr/chp-orgutlu-pasifliktir/)

CHP örgütlü pasifliktir. CHP örgütlü pısırıklıktır. CHP örgütlü örgütsüzlüktür.

Tasası bana mı düştü; CHP’ye oy vermeyen, CHP’ye karşı olan bana? Evet, bana ve hepimize düşüyor.

CHP’nin benim siyasi çizgimde bir parti olmasını beklemiyorum tabii. “Kendi olsun, yeter” diyemiyorum, çünkü kendisi, yukarıda tarif ettiğim şey. Yoksa kendine sol diyor, sol değil; sosyal demokrat diyor, değil; muhalefet diyor, değil; var diyor, yok.

Winston Churchil’in 1945 seçimlerinde muhalefete düşünce İşçi Partili Başbakan Clement Attlee için söylemediği halde ünlü olan sözü açıklıyor durumu: “Downing Street 10 numaranın (başbakanlık ‘külliyesi’) önünde boş bir taksi durdu ve içinden Mr Attlee indi.”

Duruma uyarlarsak: Ankara garında boş bir tren durdu ve içinden CHP indi.

CHP’nin olamayış tasasının neden bize düştüğünü şöyle bir örnekle açıklayayım:

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde … çoluklu çocuklu küçük bir grup insan bir yurttan bir yurda göçüyormuş. Fark etmişler ki, haramiler kendilerini takip ediyor, üstlerine çullanmak için gaflete düşmelerini bekliyorlarmış. Bu yüzden de gece molalarında bu gruptan bir aile sırayla nöbet tutuyormuş. Gelgelelim, C ailesi nöbet sırasında ya uykuya dalıyor ya başka işlerle uğraşıyor ya da haramilerle sohbete koyuluyormuş. Kafile C ailesine kızıyormuş haliyle. C nöbette olmasına güvenerek birkaç saat uyuyor, kampın gerekli işlerini yapıyor, ama C’nin aslında olmayışı yüzünden her seferinde çeşitli zararlara uğruyormuş. ‘Hiçbir görev üstlenmesen, sadece yan gelip yatsan hepimiz için daha güvenli olacak’ diyorlarmış. ‘O işi yapabilecek birini görevlendiririz. Hiç görevli olmaması bile daha iyi, hiç olmazsa böyle bir güvencemiz olmadığını biliriz.’ Ama C ailesi her seferinde sözler veriyor, her seferinde bu sözleri boşa çıkarıyormuş…

Masaldan gerçeğe geçelim bir örnekle: Boş makam aracından inen zamanın başbakanı Ahmet Davutoğlu, Artvin Cerattepe’de maden çıkarma canavarlığına el attığı sıralarda CHP de ortaya atılmıştı. Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, “Artvin Cerattepe bu memleketin direnişidir” demişti. “Millilik bu ülkenin toprağını, ağacını, suyunu sevmekle başlar. Vatanseverlik bu yurdun varlığına bütün benliğinle bağlı olmaktır. Cerrattepe’de ‘Altında ölüm, üstünde yaşam var’. Artvin bizimdir, hepimizindir.”

Heeyt be!

CHP’nin bu açıklamadan sonra Cerattepe için yaptığı şeyler içinde en akılda kalanı Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın kükremesiydi: “Burası ne Cizre, ne Şırnak, burası bir Cumhuriyet kenti Artvin.”

Heeyt ulan!

Ciddi olalım. Bir ülkenin yüzde 25’lik oy almış anamuhalefet partisinin bütün benliğiyle sahiplenip ‘memleketin direnişi’ilan ettiği bir meselede koparabildiği gürültü bu kadar. Alınan sonuçtan hiç bahsetmiyorum.

Üstelik, AKP’lisinden MHP’lisine kadar bütün Artvinlilerin karşı olduğu, 25 yıllık bir mücadeleye verebildikleri ivme sıfır. Geçtim, liderlik etmelerini, bu memleket sorununu gerçekten memleketin direnişi haline getirmelerini…

Böyle olacağını CHP’liler de biliyordu zaten, ama Haziran 2015 seçimleri öncesinde CHP’nin adaylarının belirlendiği süreç de açık seçik göstermişti. Bu partinin tartışmasız en çalışkan ve ekoloji sorunlarıyla ve mücadeleleriyle en yakından ilgili milletvekili Melda Onur Şişli bölgesinde girdi ön seçimde 13. sıraya yerleşebildi ancak. Yani, şanlı CHP seçmeninin Cerattepe gibi ‘memleketin direnişi’ne ve benzer meselelere gösterdiği ilgi bu. Ve tabii, genel merkez de kendi foyasını ortaya çıkarmış oldu; bazı isimleri mutlaka Meclis’te bulunmaları gerekir diye kontenjandan ilk sıralara yerleştirdiler, ama Melda Onur olmasa da olurdu CHP için.

İşte, CHP bu yüzden örgütlü pasiflik, örgütlü pısırıklık ve örgütlü örgütsüzlük halidir.

Ve CHP örgütlü korkudur aynı zamanda, kendi gölgesinden bile korkudur. Bu yüzden partinin en cesur milletvekilini değil, muhtemelen en cesur üyesini/seçmenini, Hüseyin Aygün’ü de Melda Onur gibi tasfiye ettiler.

Ben de yazdım, başkaları da gayet güzel yazdı 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında CHP’nin siyasi tavır alışlarını. Bu yüzden uzun uzadıya bu konuya girmeden hatırlatayım. CHP, AKP ve MHP’yle birlikte TSK personeline dokunulmazlık zırhı sağlayan yasayı desteklemişti(Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminden iki gün önce onaylamıştı bu yasayı). Bu yasayla koruma altına alınanlardan bazıları Kürt illerinde ‘yazdıkları destanları’ duvar yazılarıyla da pervasızca ifade edenlerdi. CHP o ‘duvar destanları’nı kabul edilemez bulmuştu, evet; ama ifadesini duvarlarda bulan ‘yaşattıkları destan’ların yaşanmasını önüne geçmek bir yana, önünü açan yasayı destekledi. CHP örgütlü korku olduğu için yaptı bunu da. ‘Yenikapı Ruhu’na da korku yüzünden kapıldı.

Şu anda dedikodusunu yaptığımız bu parti bugün isabetli bir bildiri yayınlamış. Bu bildiri yayınlama partisi bir yerde şunu diyor: “AKP, TBMM zemininde ve seçimle gelen temsilciler ile yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK ile pazarlığa girerek yürütmüştür. Ülkemizin karşı karşıya getirildiği terör ve şiddet ortamı, parlamentoyu yok sayan bu yöntemin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Aynı hatayı tekrarlayan AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir.”

Bunu diyen aynı CHP, doğrudan HDP’yi hedeflediği açık olan milletvekili dokunulmazlıklarını bir kereye mahsus kaldıran yasayı da desteklemişti. Böylece şu yukarıdaki paragrafta söylediği her şeyi AKP gibi o da sırtlanmış oldu.

Aynı bildiride şunu da diyor CHP: “Milletvekillerinin tutuklanması Anayasa ve AYM içtihatlarına aykırıdır.”

Anlamadığım, Anayasa’ya aykırılığın CHP için önemli olması, özellikle bu konuda. Anayasa’yı çiğneme konusunda hiçbir çekingenliği olmayan iktidar partisine bu lafı eden CHP, bugün Anayasa’ya aykırı olarak tutuklanan milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıran yasayı Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyerek desteklemişti. Galiba kuyruğunu yakalamaya çalışıyor; halbuki kuyruğu da yok.

Sonuç olarak, Meclis’teki tek muhalefet partisi, boş anamuhalefet koltuğunda oturan CHP’nin de desteğiyle atılmış oldu. Kutlu olsun. CHP’nin ‘olmama’ dışında bir kendisi, bir varoluş hali olup olmadığı bu bakımdan hepimizi ilgilendiriyor. Giderek kendini bulup azgınlaşan, pervasızlaşan (baksanıza, Recep Bey, kendisine diktatör denmesinin umurunda olmadığını söylemeye başladı, ipi kopardı, gidiyor) tam tekmil faşizme karşı güçlü bir direniş hattı çekilebilir mi derdiyle başbaşayız.

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Express dergisindeki söyleşisi bu çağrıyı dile getiriyordu. Demirtaş tutuklanmadan önce aynı çağrıyı bir kere daha yapmıştı. CHP’den bir ‘Hadi’ sesi gelmedi. Çünkü CHP Kürtlerle yan yana resim vermek bile istemiyor. Kürtleri dışarıda bırakan bir direniş hattı hem anlamsız hem de çok zayıf olmaya mahkum.

Birçok kimsenin dediği, Demokrasi İçin Birlik hareketinin vurguladığı gibi tek kriterle, faşizme karşı olmak/demokratik bir direniş hattı çekmek kriteriyle hareket edecek yere kadar gerilemiş durumdayız. Somut adımlara, tavırlara ihtiyaç var. Demirtaş Express söyleşisinde ev ev dolaşıp direniş örgütleyeceklerini anlatıyordu, CHP dahil birçok hareketle de işbirliği yapmanın gereğini vurguluyordu. HDP şimdi Meclis çalışmalarını durdurup seçmene dönme kararı aldı.

CHP’nin bugünkü bildirisi de durum saptaması bakımından paralel: “(…) Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir. Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için bir araya gelmelidir. CHP bu yaşamsal özgürlük, demokrasi, birlik ve bağımsızlık hareketinin öncülüğünü yapmaya hazırdır. Hiçbir yurttaşımızın kuşkusu olmasın ki CHP bu mücadelenin bütün gereklerini yerine getirecektir.”

Bildiri doğruları sıralıyor, bir araya gelmekten bahsediyor, fakat kendini bir ağa olarak önermekten de vazgeçemiyor: CHP hareketin öncülüğünü yapmaya hazırmış. Yani mesela Cerattepe’de yaptığın öncülük gibi mi? Üstelik orada 25 yıldır süren güçlü bir yerel muhalefet hareketi vardı! Şu anda sözünü ettiğimiz durumda bir hareket olduğunu bile söyleyemeyiz ki liderliği alacaksın paşam! (Bu örgütlü örgütsüzlüktür işte.)

Bir hareket oluşturmaktan bahsediyoruz. Nasıl olabilir? Sen problemi çözdüysen bize neden söylemiyorsun? “… bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir”diyorsun mesela. Nedir onlar? Bir zahmet sıralasaydın da hepimiz duysaydık.

Yüzde 25 oy aldın, anamuhalefet olamadın, şimdi ‘Hazırız’demekle öncü olacağını mı sanıyorsun? Yaparsan olursun. Fakat CHP’nin herhangi bir şeye girişmeden önce ilk yapması gereken şey utanmak; nedenlerini yukarıda biraz sıraladım. Geçen gün CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, İnsan Hakları Derneği’ndeki konuşmasında “…. yüzümün çok kızardığını ifade etmeliyim” demiş. Okuduğum haberden, utanma sebebinin CHP’yle ilgili olup olmadığını anlamadım, daha genel bir çerçevede söylüyor gibi. Olsun. CHP’nin utanma hamlesinde öncülüğü Sarıhan yapabilir bence.

Büyük CHP kitlesine de bazı utanma payları düşüyordur belki. Kürt düşmanı oldukları için, Ermeni düşmanı oldukları için, milliyetçiliği iyi ve erdemli bir şey sandıkları için, kendilerini demokrasi cephesine koyan asıl şey Erdoğan karşıtlığı olduğu için… Bunların oranının hiç de az olmadığını sanıyorum. Aziz Nesin’in ‘formül’ünü kullanırsam, CHP’lilerin yüzde 60’ı ‘eli kulağında ırkçı’…

Ben bir gazete çıkarsam, öncelikle CHP’nin pislikleriyle uğraşırdım, AKP’ninkilerle değil. Muhalefet pis kaldıkça iktidar azgınlaşır ve daha da pisleşir. İktidar medyasına bir bakın, mecbur kalmadıkça CHP’nin (belediyelerinin, üyelerinin, vs) pislikleriyle, yolsuzluklarıyla hiç uğraşmadı. Uğraşınca da o pisliğe bulaşmışları iktidara laf etme konusunda susturmakla yetindiler. İşledi bu yol. Şimdi muhalefet yapan Türk medyası da CHP’nin pislikleriyle uğraşmadı, uğraşmıyor. ‘Şimdi sırası değil’ diye düşünülüyor belki, berbat bir tuzak bu. Medyayı da kirleten bir tuzak.

Sıra hiçbir zaman gelmez ve CHP’ye de iktidar sırası gelmez böyle. Ha evet, genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu çok temiz biri. Öyle. Irkçılığın hiç bulaşmadığı biri. Öyle. Ama bir siyasi hareketi kurtarmaz bu. Kılıçdaroğlu’nun en büyük hizmeti, seçim başarısı gösteremeyince çekilmesi olurdu; belki o yolu açardı. Belki o yol da temizliğin yolunu açardı.

Ama şimdi faşizme karşı, savaşa karşı bir yol açmamız lazım. Hemen.

Reklamlar
Bu yazı Türkiye içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s