CHP’nin ödü okuna karıştı

Diken25/07/2016

http://www.diken.com.tr/chpnin-odu-okuna-karisti/

Aynı yolda aynı taşa defalarca takılıyorsan yola, taşa, karanlığa bahane bulma. Görüşten, bilişten, bilinçten, ahmaklıktan ve ahlaksızlıktan düştüğünü bil. Bu tanıma uyan başka aktörler de var tabii ama en kıdemlileri, en layığı CHP.

Kanlı darbe girişimine karşı Taksim Meydanı’na çıkmasına izin verilen CHP’nin lideri, partisi dışındaki grupların da katılımıyla bu kutsal meydanın gövde gösterdiği gün, Sultan Recep Tayyip Erdoğan’ın Külliyensaray davetini kabul etti. Recep Bey, teşekkür etmek için AKP, CHP ve MHP’nin liderlerini ayağına çağırıyor.

Bu saate kadar o saray için bunca laf etmişsin, zinhar gitmem demişsin, mangalda kül bırakmamışsın; şimdi ‘Olağanüstü bir durum var’ gerekçesiyle bütün bu dediklerini kendin yuttuğun gibi, herkesin de yutmasını bekliyorsun. Bu yeni olağanüstü durum, senin ilkelerini gözardı etmeni gerektirmiyor. Ama hala kendisine ‘darbeci’ diyecekler diye ödü okuna karışan CHP yönetimi, darbecilerin asıl hedefinin Saray değil, Meclis olduğuna bile gözünü kapamış.

Kapamasaydı, Cumhurbaşkanı’nı Meclis’te buluşmaya çağırırdı. Cumhurbaşkanı’nın parlamentoyu ikincil dereceye düşürmesine, başkanlık sistemini dayatmasına karşı Meclis’i yüceltmek, savunmak isteyen sen değil miydin?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Darbe girişimi parlamenter demokratik sisteme karşı yapılmıştır” deyip başkanlık sistemine karşı mesajlar verecekmiş. Bu mesajı daha önce de verdi zaten, ama şimdi saraya gitmeyip Meclis’i göstererek daha iyi vermez miydi o mesajı?

Bakmayın öyle altı oku falan olduğuna, CHP ilkesiz bir partidir, yeter ki tapıncakları Atatürk’e laf etmeyin, her şeyi hazmeder, her yola uyar. O oklar kendisine batmaktan başka işe yaramaz; demokrasiye karşı kullanılmadığı zamanlar.

Yurtiçinden ve yurtdışından yazılan darbe sonrası analizleri, siz de fark etmişsinizdir, artık kendini tekrarlamaya başladı. Darbeyi Allah’ın bir lütfu olarak gören Sultan Erdoğan bir karşı darbeye yürüyor, otokratik yönetimini perçinleyecek, tek-adam idaresini pekiştirecek, Fetöcü şemsiyesi altına sığınıp muhalifleri baskılayacak, zaten insan hakları sözleşmesini askıya aldı, olağanüstü hal ilan edip zaten yüzde 90 kendi emrindeki hukuku iyice elinin kiri yapacak, bonapartizm ile faşizm arasında salınan bir Türkiye var önümüzde (Benim okuduğum en iyi analiz, Cihan Tuğal’ın ve ne yazık ki, İngilizceTuğal’ın darbeden önce yayınlanan yazısı da  gayet açıklayıcıydı ve güncelliğini koruyor.

Zaten darbe sonrasında yazdığı analiz de onun devamı gibiydi. Ayrıca şu röportajına da bakılabilir. Birileri çevirip yayınlasın diye söylüyorum).

Şimdi, böyle bir manzara ve yakın gelecek karşısında bu ahmaklığı yapıyor CHP bir de. Ve tam bir ilkesizlik örneği olarak HDP’nin bu teşekkür davetine dahil edilmemesine itiraz etmiyor. ‘HDP yoksa ben de yokum’ demiyor. Normal şartlarda HDP’den de uzak duruyorsun, peki; ama işte hiç yapmayacağını söylediğin bir şeyi ‘olağanüstü şartlar’da yapıyor, kaçak dediğin saraya gidiyorsun. Bu memlekette birlik beraberlik sağlanacaksa eğer, ilk gidilmesi gereken adres Kürtler. Asıl olarak onların oylarıyla varolmuş, senin kutsal Meclis’ine girmiş bir parti var.

Başarısız kanlı darbenin mağduru görünümlü demokrasi haklayıcı muzaffer başkomutan Sultan Recep Bey’in tuzağına ve kucağına düştü yine CHP. Oyunu zaten Recep Bey/AKP kurduğu için normal bu durum. Fakat HDP’yi davet etmeme tutumu da aynı taşa takılıp düşen CHP’nin hak ettiği sıfatları hak ediyor.

Recep Bey, Kürt sorununu darbe yapmaya kalkışan orduyla çözeceğini düşünüyordu ve düşünmekle kalmamış, hayli zamandır şehirleri yerlebir ederek, insanları sığındıkları bodrumlarda öldürerek başlamıştı bu işe. Eh, artık bu orduya güvenilemeyeceğini anlamış olmalısın ve sosyal bir sorunu silahla çözmenin imkansız olduğunu da sana söyleyen birileri olduğuna göre bundan sonra başka yollar denemelisin. O başka yollar, seçilmiş vekillerle, siyasi partilerle ilişki kurmakla başlar. Hele darbe yapmaya kalkışan askerlerin olduğu bir ortamda.

Sultan Recep Bey, darbeyi haber almakta beceriksiz, haber aldığı darbeyi hükümete iletmekte daha da beceriksiz bir istihbarat teşkilatıyla, onun gizli eylemleriyle yurtdışı operasyonlara girişmiş, Suriye’de rejim değiştirmeye kalkışmış, Rojava’da Kürtlerin bir varlık oluşturmasının önüne geçmeye çalışmış, dahası selefi gruplar marifetiyle Kürtleri geriletmeye soyunmuştu. Ciddi ve samimi siyasi görüşmeler yapmak yerine Abdullah Öcalan’a muhatap olarak MİT’i tayin etmişti.

Bu konuda da burnu sürtülmüş olmalı ve ders çıkarmış olmalıydı. Ama hayır, ders çıkarmak bu sultanın hasletlerinden biri değil. Bu sultanın hasleti, ‘Başarılı olamadık, demek ki yeteri kadar baskı uygulayamadık’ dersi çıkarmak. HDP’yi davet etmemesi bunu gösteriyor.

Roboski katliamını da, Rus uçaklarının düşürülmesini de Fetöcü askerlere yükleme kurnazlığıyla siyasi olarak arınmaya yeltenmek de önümüzdeki günlerin zifirinin habercisi.

İşte hukukun tamamen rafa kaldırıldığı, daha karanlık bir ufkun ayan beyan göründüğü, gözünün üstünde kaşın var demenin başı belaya sokacağı, Gezi Parkı’ndan Cerattepe’ye, Munzur’dan Kamilet ve Alakır vadisine kadar yaşadığımız tüm coğrafyanın hükümet destekli şirketlerin saldırısı altında olduğu bir ortamda CHP, eğer bu sorunların en azından bir kısmını önemsiyorsa, bir direnç hattı çekilmesine yardımcı olmak için bir şey yapabilir (mi?).

Yapacağı ilk şey HDP ile yakınlaşmak. ‘Olağanüstü şartlar’ın hatırına, en azından. Güçlü bir direniş hattı yaratmanın başka yolu yok. Beklenen yeni saldırı çok daha güçlü olacak çünkü.

Peki, CHP Kürt meselesinde bir adım ilerleyebilir mi acaba, Kürtlerin uğradığı zulmü, hukuksuzluğu görecek ve topluma (en azından kendi yüzde 25’ine) gösterecek bir adım, bayağı küçük bir adım yani? Başarısız darbenin yarattığı olağanüstü şartları olağanüstü bir imkana çeviren Sultan Recep Bey’in (AKP’si ve ‘zor tuttuğu yüzde 50′siyle beraber) hamlelerinin yarattığı ve yaratacağı olağanüstü şartlarda HDP’yle yan yana gelebilir mi acaba CHP?

CHP’nin bunu yapması zor galiba, ama CHP’lilerin bunu yapması çok daha zor; benim taşradan görebildiğim bu. Yine de olağanüstü şartlar insanları, toplulukları, partileri değiştirebilir, dönüşüme zorlayabilir.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş şunu derken haklı:“Darbe girişiminin sonuçlarını henüz yeterince idrak edemediklerinin göstergesidir. Türkiye’de demokrasinin anahtarı HDP’dir, HDP’nin temsil ettiği toplumsal kesimlerdir. Darbeyi tetikleyen de, Kürt sorununu askere-orduya havale etmiş olan anlayıştır. Şimdi bir kez daha HDP yokmuş gibi davranarak bir ‘Türk milli cephesi’ etrafında sorunları çözeceğiz derlerse kendileri bilir, ama bu yaklaşım çok yanlış ve eksik.”

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da demokrasi eksikliği yüzünden de bu darbe noktasına gelindiğini söylemişti. Doğru. Sultan Recep Bey’in ve bütün Türkiye sağının bir türlü görmek istemediği şeylerden biri yine bu eksik ve yanlışlarla çok ilgili. 27 Mayıs darbesi de Demokrat Parti demokratik bir parti olduğu, memlekete demokrasi geldiği için başımıza gelmemişti. Düpedüz anti-demokratik bir yönetim vardı ve yönetime karşı girişilen şey de anti-demokratikti, askeri darbeydi işte.

Darbe ile seçilmiş yönetimi eşitlemek için söylemiyorum şüphesiz bunu; ama darbe karşısındaki güçlerin otomatik olarak demokrat mertebesine yükseltilmesi, Demirtaş’ın da sözünü ettiği yanlışı ve eksiği görmemizi engelliyor.

Ama bunu engelleyen asıl şey darbedir. Tayyip Erdoğan, daha önce de pek çok kez yazdığım gibi, sadece Türkiye için değil, bölge için, ve eğer yeterli güce ulaşırsa (‘Büyük Türkiye’) dünya için bir tehlikedir.

Ama bu seçilmiş tehlikenin darbeyle uzaklaştırılması, bu tehlikeyle, tek-adam zihniyetiyle, itaat kültürüyle, demokratik uygulamaları ‘gerektiğinde’ rafa kaldırma alışkanlığıyla hesaplaşmamızı önlüyor. Tehlikeyi uzaklaştırmış olmuyor.

Bu zihniyetle, bu köhne siyasi kültürle, bu berbat toplumsal yapıyla mücadele etmenin yollarını bulmaktan başka çare yok. Bunlarla gündelik hayatın her alanında hesaplaşmadan, yüzleşmeden bu işi beceremeyiz.

Hem kişisel hem toplumsal bir iş var önümüzde; zor iş.

NOT: Bir okur bir tweet’le, bir okur da mail atarak uyarıp bir yanlışımı düzeltti. Yazıda CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın sarayıyla ilgili tutumunu ‘Zinhar gitmem demiştin’ diye özetlemiştim. Bunun böyle olmadığını gösteren bir haberi, okurumuz  ‏@ardacoskunoglu tweet atmış; Kılıçdaroğlu şunu demiş: “Daha önce söylemiştim; yasaların öngördüğü bir görev varsa gidilir. Türkiye açısından çok olağanüstü bir durum çıkarsa gidilir. Başka bir şey çıkmaz. Görev almak yasaların gereğidir. Savaş çıkarsa, Allah muhafaza, ‘Yok ben Saray’a gitmeyeyim’ diyemezsiniz. Ülkenin çıkarlarını düşünerek gideceğiz.”

Yanlış yanlıştır, Kılıçdaroğlu’ndan, CHP’de ve okurlardan özür dilerim. Uyaran okurlara da teşekkür borçluyum.

Fakat bu yanlış, yazının söylediği şeyi boşa çıkarmıyor. Olağanüstü koşullarda olduğumuz doğru, ama iki tarafı keskin bıçak olarak: başarısız darbe ve RTE’nin sonraki hamleleri. RTE’yi Meclis’e davet etmek ve HDP’yi de dahil etmeyi şart koşmak bu olağanüstü koşullarda olağanüstü önemliydi.

 

Reklamlar
Bu yazı Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to CHP’nin ödü okuna karıştı

  1. Firmalar dedi ki:

    MUSTAFA ALP DAĞISTANLI | Diken

    CHP’nin ödü okuna karıştı
    __________________________________

    Aynı yolda aynı… + İlave olarak @herkesicinCHP @selinsayekboke
    CHP muhalefet olarak görevini yapsa ama bu 10 senelik CHP dönemine bakalım CHP nin Erdoğan dan ödü kopuyor

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s