Bir gazeteci için daha büyük utanç olamaz

 

Dün gece gördüğüm bir tweet ve sonrasındaki diyaloglar, nasıl bir kabus içinde yaşadığımızı, nasıl bir ilkesizlik cehenneminde debelendiğimizi, nasıl bir ümitsiz bataklıktan çıkmaya çalıştığımızı bir kere daha gösterdi bana. Ben de size göstermek istiyorum.

Cumhuriyet gazetesinin çiçeği burnunda köşeyazarı Aslı Aydıntaşbaş, 2012’de çiçeği burnunda Suriye içsavaşıyla ilgili bir tv programında şunları söylemiş:

“Suriye’deki devrim hakkında sadece Türkiye solunda böyle bir algı var. Gerçekte burada bir devrim oluyor. Devrim illa üretim araçlarının el değiştirmesi değildir, orada 35 kişiyi öldüren zalim bir rejime karşı insanlar ayaklanmıştır. Suriye devrimcilerini tanımanızı isterim.” (Aradan geçen üçbuçuk yıl Aslı’nın utanmasına yardımcı olmuş mudur, bilmiyorum.)

Meriç Şenyüz de 20.12.2012’de Yurt gazetesinde Aslı’yı eleştiren bir yazı yazmış http://www.telgrafhane.org/washingtonin-yeni-milliyet-temsilcisi-cihatcilari-devrimci-ilan-etti/. Peki Aslı ne yapmış? Meriç’i mahkemeye vermiş. Bu sabah da Meriç’in duruşması vardı. Bu yazıyla ilgili Aslı’ya 5.000 lira tazminat ödemeye zaten daha önce mahkum olmuştu. (Güle güle harca Aslıcığım!) Onun temyiz süreci Yargıtay’da işliyor. Bugün de Aslı’nın şikayetiyle savcılık tarafından açılan kamu davası görüldü ve adli para cezası ile Aslı’nın avukatının ücretini ödemeye mahkum oldu.

ve tazminat ödemeye mahkum oldu. Aslı’nın aslı Recep Tayyip Erdoğan’mış meğer.

Peki biz, herhalde Aslı da, RTE’nin yazarı çizeri, söz söyleyeni dava etmesini neden kınıyoruz? TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan niçin dünyanın maskarası olmuştu?

Aslı dün geceki twitter trafiğine birkaç tweetle katıldı. Girizgahı şu tweet’le yaptı:

“Bu arkadaş, kendi gazetesinde ‘El Kaide ve CIA’ci’ diye 1. sayfadan başlık attı. Olmadık tehditler aldım.”

Dün akşam ortaya çıktı ki, 1. sayfadan o başlığı atan kişi ‘bu arkadaş’ değilmiş. Meriç, kendisi olmadığını yazınca, Aslı’nı attığı şu tweet de bunu kanıtladı zaten:

“Size ait olmadığını arkadaşlarınız da arayıp söyledi. O zaman kime ait olduğunu neden söylemiyorsunuz?”

Bu tweet’in ilk cümlesi Aslı’nın dürüst olmadığının kanıtı. Çünkü o başlığı atanın Meriç olmadığını bilmesine rağmen ilk tweet’inde onun attığını söylüyor. Fakat sonraki tweeterinden birinde bu sefer şunu diyor:

“Ben size değil gazeteye dava açtım. Hedef gösterildim, onlarca tehdit aldım.”

Aslı’nın bu sözü de gerçeği yansıtmıyor; doğru dürüst konuşursak, Aslı yalan söylüyor. Çünkü o başlık yüzünden Yurt’un yazıişleri müdürü ceza yemiş zaten. Yazarın birinci sayfadaki başlıkla bir ilgisi yok. Aslı gazeteci olarak bunu bilir zaten. Meriç de bunu söylüyor. Zaten onun yazısının başlığı şu: “Washington’ın yeni Milliyet temsilcisi Cihatçıları Devrimci İlan Etti.”

Bu tweet’in ikinci cümlesi ise birden çok sorun barındırıyor. Birincisi, Meriç’in arkadaşını ispiyonlamasını istiyor. Meriç’in (ve bütün gerçek gazetecilerin) karşı olduğu (olması gerektiği) bir konuda (gazetecinin işi yüzünden yargılanması) muhbirlik yapmasını istiyor. İkincisi, Meriç bir isim vermeyince de, Aslı asıl ‘suçlu’nun o olmadığını bildiği halde Meriç’in ceza çekmesine razı olma gaddarlığına teşne olduğunu gösteriyor.

Dün gece twitter’daki bu trafiğe birçok kişi katıldı; hepsini tanımıyordum, tanıdıklarım gazetecilerdi. Aslı’ya destek çıkan bir gazeteci hatırlamıyorum. Geç saat başımı yastığa koyduğumda, sevgilimi düşüneceğime Aslı’yı düşündüm: ‘Yarın 11’de duruşma var. Bir imkan zar mı bilmiyorum ama acaba Aslı davadan vazgeçebilir mi, bu kadar konuşmadan sonra en azından?’

Aslı’yı gazeteciliğe başladığı Yeni Yüzyıl’dan (1994) tanırım, Meriç’i tanımam. İlk kez bu sabah konuştum. Duruşmadan önce bir tweet mesajıyla telefonunu istemiştim. Çıkınca konuştuk. Benim merak ettiğim şeyi hakim de Aslı’nın avukatına sormuş: “Şikayetçi olmayı sürdürüyor musunuz?”

Demek ki vazgeçme imkanı varmış. Çünkü şikayete bağlı bir davaymış bu. Aslı’nın avukatı ‘Etmiyoruz’ dese dava düşecek, zaten işsiz olan, Yurt’tan alacaklarını tahsil edememiş Meiç de tazminat ödemekten kurtulacak, Aslı Aydıntaşbaş da bırakın bir utançtan geç de olsa kurtulmayı, bu memlekete layık ve alışılagelmiş biçimde erdem timsali bir kahraman bile ilan edilecekti.

Fakat heyhat, Aslı’nın vekili “Ediyoruz” demiş.

Bir yazar olan Aslı bir yazarı mahkamaya vermesini şu gerekçelere dayandırıyor tweet’lerinde:

“… kocamam resmimle, hedef göstermek için, ‘El Kaide ve CIA’in Gülü’. Var mı böyle bir tahkir!!??

“… Hedef gösterildim, onlarca tehdit aldım. Nasıl 1 kadın gazetecinin resmini

…basıp ‘İşte El Kaide’nin, CIA’in Gülü’ başlığını atıp sonra bu çok normal bri şey gibi davranabiliyorsunuz?”

“Kusura bakma ama, insanlara bu kadar iftira atmak bu kadar kolay değil. Hem de birinci sayfadan, resmimle.”

“Ondan sonra sayısız tehdit aldım.”

Hedef gösterildiği yok, tehdit aldığı nanay. Zaten Aslı’nın dava dosyasına koyduğu ‘tehdit’ler iki okur yorumundan başka bir şey değil. Buyrun kendiniz karar verin:

“Bunlar gazeteci oldukları için değil, iyi yalaka oldukları için o göreve getiriliyorlar.”

“Kiralıktır ve tek kullanımlıktır.”

Çirkin, ama tehdit değil bunlar. Başka tehditler vardı da ‘tehdit’ vs diye açtığı davanın dosyasına koymayı unuttuysa, başka. Ama size şu bilgiyi de vereyim: Aslı bu davayı açsın diye gittiği ilk avukattan “Bunlar için dava açılmaz” cevabını almıştı. Ama Aslı yılmadı. Bu mantıkla birçok haber ve yazı başlığı mahkum edilebilir. Sadece Türkiye çöplüğünde tabii ve Aslı gibi RTE gibi horozların gücü ve gayretkeşliğiyle. Aslı bunu kanıtlamış, yolunu açmış oldu.

İkincisi, bu memlekette yazı yazmış da tehdit edilmemiş az insan kaldı galiba. Ben bile tehdit edildim. Gazete seni doğrudan tehdit etmiyorsa dava açamazsın. Bu durumda etmiyor. Alay etmeye, peki, aşağılamaya çalışan kötü bir başlık. Ve tabii, Meriç, ‘seviyesiz’ bulduğu bu ifadedeki CIA, El Kaide, gül kelimelerinin, bırakın kendi başlığını, yazısında da geçmediğini söylüyor ve haklı.

Üçüncüsü, ‘tahkir’, ‘iftira’ deyip mahkemeye davranman, müstebit Recep Erdoğan’ın hizaya getirip sansür için yarayışlı kıldığı yargıyı tetikçi olarak kullanman dünyayı kendine güldüren TC Cumhurbaşkanı’nın ifade özgürlüğünü katletmek için yaptıklarından zırnık kadar farkı yok. Onun yarattığı silahı kullanma şerefini sırtlamış oldun. Araya kadın olduğunu (herkes zaten biliyor) ve resmini (bayağı meşhur birisin, seni tanımayan mı var ve resmini bulmak iş değil) katıştırman, arzu ettiğin etkiyi mahkemede yaratmış olabilir, ama ucuz bir numara olduğunun kanıta ihtiyacı yok.

İşin ironik tarafı şu: Cumhuriyet, şu anda basın özgürlüğünün kalesi sayılıyor ve o kalede yeni yazmaya başlayan Aslı basın özgürlüğünün canını çıkaran bir dava açmış biri! Yayın yönetmeni ve Ankara temsilcisi ile iki yazarı (Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan) haberleri ve yazıları için daha yeni ceza yemişken, aynı gazetenin yazarı bir başka yazarı, üstelik ilgisiz birini, makum ettiriyor.

Gece attığım tweet’i tekrarlayayım: Bir yazarın beğenmediği bir yazı karşısında yapacağı şey yazı yazmaktır, mahkemeye vermek değil.

Aslı en kötüsünü yapmış ve fırsatı varken de kendisini aşağılayan bu kötülükten vazgeçmedi. Ne diyelim,

Bir gazeteci için bir devlet mahlukuyla, hele RTE ile aynı kefeye, aynı hizaya, ‘paralel’e düşmekten daha büyük bir utanç olamaz.

Reklamlar
Bu yazı Medya üzerine yazılar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s