Ortadoğu’nun ‘yeni İsrail’i: Asıl hendek Türkiye

Yidişçe bir kelime var, mutlaka Türkçeye devşirilmesi gereken: ‘chutzpah’ (hutspa). Birbiriyle ilgili bir dizi olumsuzluğu birarada ifade eden bir kelime bu: yüzsüzlük, arsızlık, küstahlık, yavuz hırsızlık, saldırgan kibir, şımarıklık, hem suçlu hem güçlü olma, başkasını yok sayma… Kelimeyi tarif etmek için verilen klasik örnek şu: “Anasanı babasını katledip mahkemede kurban olduğunu söyleyerek merhamet dileyen adamın varoluş hali.”

Türkçeye neden devşirilmesi gerektiğini düşündüğümü açıklamama gerek yok sanırım; ayakkabı kutularında çıkan paralardan, yatak odalarında yatan çelik kasalardan sonra söylenenleri, yapılanları hatırlayın yeter, MİT TIR’larında yakalanan silahlardan sonra yapılanları hatırlayın yeter, Gezi için söylenenleri ve yaratılan şiddeti hatırlayın yeter, Kabataş’taki ‘çıplak-derili-kırbaçlı Geziciler’i hatırlayın yeter, Haziran seçimlerinden başlayarak ortalığı savaş alanına çevirip söylenenlere bakın yeter, 2009’da Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “One minute”le araya girip “Siz çocuk öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diye saydırdıktan sonra bu devletin benzer şekilde kaç çocuk öldürdüğünü hatırlayın yeter (Şu link, cehennem tablosunu gösteriyor).

Bazı Yahudi aydınlar (İsrail’de yaşayanlar da, dışarıda yaşayanlar da), İsrail’in politikalarını ve tavrını bu kelimeyle niteliyor. İsrail devletinin ve Yahudi lobisinin, bu politikaları ve bu varoluş halini en imkansız durumda bile zeytinyağı gibi yukarıda tutma çabasını da ‘hutspa’ ile tanımlıyorlar. İsrail’in, Filistin meselesinin yüz yıllık tarihini nasıl çarpıttığını ikikereikidört netliğinde sergileyen Norman Finkelstein’in harika kitabı ‘Beyond Chutzpah’ mesela.

Peres’in verebileceği en iyi cevaplardan biri, ‘Bu konuda sizin de bizden öğreneceğiniz bir şey yok maşallah’ idi, ama beriki Türkiye Başbakanı’ysa, o da İsrail Cumhurbaşkanı’ydı nihayetinde, iğneyi kendine batıramazdı.

Kastım, Filistin meselesiyle Kürt meselesini aynılaştırmak değil elbette. Fakat bir dakika! Devletlerin en iyi bildikleri işlerden biri öldürmektir ve bu işi kendi tekellerinde tutmak isterler; silahlı güçleri bunun için var.

Silah teknolojilerinin bu kadar geliştiği, insanların büyük kalabalıklar halinde iri şehirlerde yaşadığı bir ortamda bir muhalefeti, bir isyanı, sonuç olarak bir sorunu silahla çözmeye kalktınız mı varacağınız yer bellidir: işgal altındaki Filistin topraklarında olan şey. Şimdi Kürt illerinde devletin yaptığı şey, İsrail’in Batı Şeria’da ve Gazze’de yaptığı şeyin aynısıdır. Şehri ablukaya almak, bombalamak, bir yıkıntı haline çevirmek, sadece en öldürücü silahlarla değil ideolojik ve psikolojik olarak da vahşetle ve gaddarlıkla donatılmış özel birliklerle evlere dalmak…

İsrail deyince aklımıza gelen ve İsrail’in de aklımıza gelmesini istediği şey neydi, bir hatırlayın. Haksız olduğu bir davada kendisine karşı yapıldığını düşündüğü en ufak bir hamleyi ‘cevapsız’bırakmamak. Bu zihniyetle pire için Filistinlilerin yorganlarını kaç kere yaktı, yalan gerekçelerle şehirleri kaç kere darmadağın etti, kaç cana kıydı… Bunu ihmal edilmemesi gereken bir caydırıcılık görevi biliyor ve herkesin de bunu böyle bilmesini istiyor.

Ve artık biliyoruz ki, Birleşmiş Milletler’in ‘seferber’ olmasına, görünürdeki barış masalarına ve müzakerelerine rağmen İsrail bir çözüm istemiyor. Mevcut durumun devamını istiyor. Mevcut durumun devamı da ancak ortada sürekli ama bir sonuca ulaşmayacak ‘barış görüşmeleri’ masasının durmasıyla mümkün. Çözüm demek, İsrail’in kaybetmesi demek çünkü. İşgal ettiği topraklarda açtığı yeni yerleşimleri terketmek zorunda kalacak mesela…

Fakat İsrail bunları uluslararası olarak tanınmış işgal altındaki topraklarda yapıyor, bir işgal ordusu olarak (ve bunun hukukuna da uymuyor). Kürt illeri ise uluslararası hukuk bakımından işgal altındaki toprak değil, ama AKP hükümeti tam da böyle davranıyor, TC Devleti’nin silahlı güçleri bir işgal ordusu gibi davranıyor, aynı İsrail gibi. Üstelik, bunu sadece Kürt illerinde de yapmıyor. AKP, Türkiye ordusunu Kaçkar yaylalarında da işgal ordusu konumuna düşürdü…

Bu kadarla kalsa iyi. Kimi analiz erbabı, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletinin ikinci bir İsrail olacağı kabilinden şeyler yumurtlayıp durdu yıllardır. Kürtlerin parıldatmak için uğraştıkları Kürt güneşi daha doğmadan bu güruhun gözünü kör etmiş görünüyor. Kabaran örtülü ödenekle, MİT’in sınırlar dışına taşmasıyla, iğrenç gizli operasyonlarla, sınırlar dışında çevrilen dolaplarla da geldiğimiz yer şu: Ortadoğu’nun ikinci İsrail’i Türkiye’dir.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, sanki matah bir şeymişcesine temcit pilavı gibi tekrarlayıp durduğu “Kimse bizim caydırıcılığımızı sınamasın” lafının ikinci sınıf bir İsrail ağzı olduğunu fark edemeyecek kadar yelkenlerini şişirmiş durumda. Cumhurbaşkanı zaten öyle.

Peki, o yelkenler hangi havayla şişmişti? Evet, Osmanlı hortlatması psikolojisi, bir zamanlar iyi giden ekonomi, bir zamanlar AB desteği, Tayyip Erdoğan’ın şişik mi şişik egosu, yüzde 50’lik seçimler, iki kutuplu dünyadan boşanmış aktörler, vs yelkeni şişirmede rol oynadı. Erdoğan’ın Batı’ya babalanmalarıyla, emperyal masada yer alma iddiası ve hevesiyle kendini iyice gösteren o yelkenler, hiç müdahanesi olmayan Putin Rusya’sının Batı’ya posta koyma şemsiyesi altında varolabilirdi ancak. Rusya, Türkiye’yi destekledi veya Türkiye’nin arkasında Rusya vardı demek istemiyorum, bu psikolojik şemsiye altında hareket ediyordu Erdoğan.

Yani, despotlukta, medyanın ümüğünü sıkmakta, ‘milli irade’pehlivanlığında Erdoğangiller sınıfına giren ve arkasında Rusya’nın engin yeraltı zenginlikleri ve nükleer gücü olan Putin’in estirdiği rüzgarla şişmişti ‘yeni’ Türkiye’nin yelkeni ve Rus uçağının düşürülmesiyle de yelkenler suya indi. Artık her şey daha zor olacak.

Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun aynı konuşma içinde hem hançeresini yırtacak kadar üst perdeden hem de meleyecek denli yumuşak söz söyleme sanatı örnekleri vermesinin nedeni sadece Rusya’nın ticari ambargolarının yaratacağı olumsuz etki değil, bu psikolojik şemsiyenin altından çıkmış olması. Bu, fark edilmeyen, adı konmamış bir psikolojik, ama ivme veren, uygun zemin hazırlayan atmosferdi. Erdoğan ve Davutoğlu, ifade edilmemiş ama sindirilmiş bu psikolojik şemsiyenin kapandığını hissetti. Erdoğan’ın aynı konuşma içinde hem “Uçağın Rusya’ya ait olduğunu bilmiyorduk” hem de “Daha önce Rusya’yı ihlaller konusunda iki kere uyarmıştık” (kimin uçağı olduğunu bilmiyorsan Rusya’yı iki kere uyarmış olmanın mantığı nedir?) diyecek zekayı göstermesi de bu yüzden. (Mesela 28 Kasım Burhaniye konuşması).

Ve sınırı ihlal etti diye uçak düşüren Türkiye’nin Irak’a tanklarla girmiş olması, daha önce gönderdiği birlikleri takviye etmesi, Irak’ın askerlerin derhal çekilmesi talebi varken ve ABD de Bağdat’ın onayı olmadan asker göndermenin yanlış olduğunu söylerken Başbakan Davutoğlu’nun dün gece de o silahlı gücün uluslararası anlaşmalar uyarınca orada bulunduğunu söylemesi yine ‘hutspa’ ile açıklanabilir.

Uluslararası Af Örgütü’nün verilerine göre 52 kere sokağa çıkma yasağı ilan etmiş olan, kentleri ablukaya alıp döven AKP hükümeti şimdi yine Türkiye’nin batısı havaya bakıp ıslık çalarken Cizre’de, Şırnak’ta, Silopi’de İsrail taktikleri uyguluyor. Devlet, ‘sivil vatandaşların zarar görmemesi amacıyla’ sokağa çıkma yasağı uyguluyor, ‘yasağa vatandaşların uyması, kendi can ve mal güvenlikleri yönünden önem arz etmekte olduğu’nu söylüyor, sonra da evleri basıyor. Evlerine, bodrumlara sığınanlar “Lütfen yardım edin, bizi öldürecekler” diye feryat ediyor.

Hükümet, ‘teröristler’i son ferdine kadar ‘temizleyeceğini’söylüyor. AKP’nin/devletin asla kazanamayacağı, en iyi ihtimalle daha da İsrailleşeceği bu savaşta böbürlenerek sergilediği bu‘kararlılık’, çözüm istemiyorum demekten başka bir şey değil. Bu yeni Hendek Savaşı’nın yarattığı manzara ve sınır ötesinde oluşmasına yardım ettiği cehennem asıl hendeğin Türkiye olduğunu gösteriyor ve bu devlet uzun yılların verdiği alışkanlıkla bu büyük hendeği cesetle doldurmaya amade. AKP zihniyetiyle ‘Büyük/Güçlü Türkiye’, İsrailleşmekten başka bir kapıya çıkmaz; mevcut cehennemin genişlemesi ve katmerlenmesi demektir bu. Hendek böyle bir Türkiye’dir işte; içine katliamların, yolsuzluğun, kalitesizliğin, baskının, sansürün, kadın ve iş cinayetlerinin, doğa ve tarih katliamlarının, ırkçılığın doluştuğu.

Bize ‘düzayak, çivit badanalı’, eşit, adil, kardeşçe… iki, üç daha fazla ülke lazım.

Hey, havaya bakıp ıslık çalan Kürt-olmayanlar, eğer bu müstebit bir gün başkan olacaksa, Kürtlerin başkanı olmayacak. Ama size müstehak olacak.

Kulağa bir küpe de müstebite: Koçi Bey, 1631’de, gaddarlığıyla meşhur Sultan IV. Murad’a yazdığı ünlü risalesinin ‘Reaya Fukarasının Ahvali Beyanındadır’ bölümünde şunu hatırlatır: “Küfür ile dünya durur, zulüm ile durmaz.” Ve durmadı.

 

Reklamlar
Bu yazı Dünya ve Türkiye, Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s