10 maddelik eylem planı (1) : Kim tutar sizi!

Sadrıazam Davudzade Ahmed Paşa’nın açıkladığı 10 maddelik ‘eylem planı’, terörün kökünü kurutma konusunda beni ziyadesiyle ikna etmekle kalmadı, Sultan I. Tayyib’in Külliyensaray’da da defalarca ilan ettiği ‘kadim Türk devlet geleneği’ne uygun siyasi yapının/rejimin adım adım ve muhakkak sağlam temellere müstenid olarak kurulmakta olduğunu göstermesi bakımından da bir bahtiyarlık güneşinin doğmakta olduğunu müjdeledi.

Bu çabaya desteğimizi, ‘milletin kendisi’nin sık sık kullandığı veciz sözle ifade etmek de ayrı bir bahtiyarlık: ‘Kim tutar sizi!’

Fakat bu heyecan girdabından behemahal kendimi kurtarmalıyım ki, Sadrıazam Ahmed Paşa’nın ‘eylem planı’nın ne içün heyecan verici ve ikna edici olduğunu açıklama fırsatını heder etmeyeyim. On maddelik bu planı madde madde yazacağım ki okurlar iyice hazmedebilsin.

Dikkatinizi öncelikle Ahmed Paşa’nın o çığır açıcı 10 maddeyi açıkladığı Mardin’deki toplantının adına çekmek isterim: ‘Kardeşlik Buluşması.’

Sadece bu isim bile eylem planının ne mükemmel bir terkib olduğunu göstermesi bakımından önemli. 10 maddenin her biri kardeşlik şemsiyesi altına kolkola girebilecek mahiyette, fakat‘İletişim Stratejisi’ maddesinde zikredilenlerin isabetli ve güzel bir örneği olması bakımından bu ismin tercih edilmesi, çeşitli odakların algı operasyonlarına karşı, daha işin başında gayet etkili bir kalkan oluşturulduğunun nişanesi. Önyargılardan arınıp hükümeti kutlamak lazım.

Üstelik bu kalkan yüzdeyüz milli sermaye, milli yaratıcılık, milli know-how, milli bilim ve milli ahlakla üretildiği için, öyle Nato’nun veya emperyalist devletlerin, kirli çıkarları gereğince, bir süre sonra geri isteyebilecekleri füze kalkanlarından falan da değil.

Ama biz şimdi teknik özelliklerle boğulmayalım da muhteviyata eğilelim. ‘Kardeşlik Buluşmaları’ ismi hakikati ifade ediyor mu? Öyle ya, her ismin ille de gerçekliği temsil etmeyebileceğini bal gibi biliyoruz.

Hemen güncel bir örnekle durumu açıklığa kavuşturayım. Şu‘Akademisyenler Bildirisi’. Hünkarımız I. Tayyib’in gerçekleri söylemekten bitap düşmeyen mübarek ağzından billur bir nur misali dökülen sözü gibi, ‘yerin dibine batsın böyle akademisyenlik.’ Ve batacak. Dolayısıyla, böyle akademisyenlik olmaz, olursa da yerin dibine batar işte. Yani bunlar kendilerine ve çalıştıkları üniversiteler de onlara şuursuzca ve kadim medrese geleneklerimize haşa uymayan şekilde ‘akademisyen‘ dedi diye akademisyen olmuyorlar. Kabul etmiyoruz. Ayrıca ‘bildiri’ diyorlar. Ne gezer! Bu isim de gerçeği yansıtmıyor. ‘Bil’ diyor ama bilmekle, bilgiyle ilgili hiçbir şey ihtiva etmiyor bu saçmalık. Yargılarla, hatta önyargılarla, millete ve devlete düşmanlıklarla dolu. Bildikleri bir şey de yok. Buna olsa olsa‘ihanetin belgesi’ denebilir.

Gelelim meselemize. ‘Kardeşlik Buluşmaları’ ismi gerçeği yansıtıyor mu? Hem de nasıl; en mükemmel biçimde. Zat-ı Şahane’nin kıçının kılı bile o alemin padişahının mübarek fıtratının şaşaasını nasıl yansıtıyorsa öyle.

Devlet-i Şahane, bu Mardin buluşmasından aylarca önce, ‘milletin kendisi’ olma konusunda dış mihrakların, Ermenilerin, paralel bar cimnastikçisi Molla Fethullah Efendi’nin de fesatlarıyla tereddüde düşen taife-i ekrad’ı (Kürt taifesini) kardeşliğe davet için varıyla yoğuyla seferber olmuştu bile.

Kardeşlik kucaklamasını mümkün kılmak için askeri birlikler bile gönderdi mesela; hiçbir fedakarlıktan, maliyyetten kaçınmayarak. Hatta sokağa çıkma yasağı da ilan etti ki, o kucaklaşma vatandaşlarımızın yuvalarında, daha sıcak bir ortamda gerçekleşsin, sırf halkımız yabancılık çekmesin.

‘Milletin kendisi’ olma konusunda bazıları tereddütün ötesine geçmiş, şüpheye düşmüştü. Bunlar hendekler açmış, manialar kurmuştu. Fakat yüce gönüllü Sultanımızın şefkat dolu yüreği kardeşlik kucaklaşmasının önünde mania kabul edemezdi. Hatta cülusundan az bir süre sonra, milletiyle simgesel bir kucaklaşma fırsatı olarak gördüğü için, tırıs giden ve paralel maniaları görünce tepinen atın nalları altında ezilebileceğini bile bile o beygire binmeyi göze almıştı. O ne kutlu düşüştü ki, Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah ve Orhan Bey’in şehzadesi, Rumeli’ni fetheden Süleyman Paşa da atlarının tepmesiyle düşüp şehadet şerbetini içmişlerdi.

Fakat Hak, Sultanımızın kader ağlarını çoktan örmüş, bu milletçe kucaklaşma, kardeşlik buluşması, ‘kapanan Osmanlı parantezinin açılması’, cihan fatihi olma vs görevlerini onun o umman misali geniş alnına nakşetmişti. Düştüğü atın altından kalkıp devam etmeliydi.

Tabii, kardeşlik kucaklaşmasını sağlamak, yedi düvel bir olmuş bize karşıyken, bu milletin yeniden şahlanışını engellemek için elinden geleni ardına koymazken o kadar da kolay değildi. İşte onlar yüzünden birileri şehit oldu, birileri öldü, birileri eskiden ölü ele geçirilirken şimdi etkisiz hale getirildi. Ama Hünkar ve Sadrıazam kararlıydı.

Burada bir gerçeği daha açıklığa kavuşturayım. O da şudur: Kararlılık ve şefkat, Batılıların sandığı gibi, birarada bulunamaz şeyler değildir. Kadim Türk devlet geleneğinde, Türk aile yapısında, vs bu ikisinin kutsal birlikteliği her zaman hakim olmuştur.

Nitekim, kardeşçe kucaklaşmayı sağlamak için yürütülen muharebenin en şedit lahzasında cihangir Sultan I. Tayyib, o hendeklerin arkasında duran ve devletle milletin kucaklaşmasına zavallı bir engel teşkil eden gençlere seslenmişti: ‘Ey gençler, kandırılıyorsunuz. Analarınızın kucağına dönün. Sizi affedeceğim.’

Durun, bitmedi. Devlet-i Şahane saraylardan, korunaklı devlet binalarından şefkat çığlıkları atmakla yetinmedi, özel polis timini, bu kucaklaşma çağrısını her sokağa, her eve, her odaya, hatta annelerin ölü çocuklarını sakladığı her buzdolabına bile ulaştırmak için seferber etti. Bu mahir devlet görevlileri, önce makinelitüfeklerini konuşturup sonra tekbir getirdi. Bu kucaklaşma ve kardeşlik çağrısını belki duymayan vardır diye duvarlara da yazdılar: ‘Devlet her yerde± Kızlar geldik ininize girin’, ‘Türksen övün değilsen itaat et’, ‘Kurdun dişine kan deydi korkun’, ‘Türkün gücünü göreceksiniz’, ‘Allah herşeye yeter! Esedullah Timi’, ‘Kanımız aksa da zafer İslamındır’, ‘Devlet geldi’, ‘Sonun geldi’.

 

Reklamlar
Bu yazı Kürt meselesi, Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s