Katil olmaya razı mıyız?

Şu son birkaç gün içinde başımıza yıkılan iki cinayet, bu vahşi olayların münferit, tekil olaylar olmadığının en son kanıtları. İlk iş, bunu idrak etmemiz.

Gazeteci Nuh Köklü’yü öldüren adam, bıçağı kalbine sapladıktan sonra, “Ben elimi kolumu sallayarak yarın çıkarım, rahatım” demiş. Bu söz, bu adamın katil olmaktan, bir insanın canını almaktan hiç rahatsız olmadığını gösteriyor.

Bu toplumda insanlar sadece kendi iç dünyalarında varlar sanki. Yaptıkları eylemler, onları tanımlamıyor, onlara bir şey yapmıyor. İnsan bir şey yaptığında, önce kendine yapar, daha doğrusu kendini bir şey yapar. Bir cinayet işlediğinde, birini öldürür evet, ama o anda masumiyetini de öldürür ve kendini de katil yapar. Cinayet gibi dehşet verici olaylar birçoğumuzu irkiltir tabii, kabul edemeyiz. Ama bu kendimizi bir şey yapma durumu daha ‘önemsiz’ eylemlerimiz için de geçerlidir. Ne var ki, öyle düşünmez bu toplumun insanı genel olarak.

Gazeteci basbayağı sansür yapar, ama böyle davranmakla sansürcü olmaz. Erdemli gazeteci sayılmayı sürdür. YTV’de Bakanlar, başbakanlar, yakınları evlerinde ayakkabı kutuları içinde paralarla, yatak odalarında para kasalarıyla yakalanır, telefon konuşmaları yolsuzluk yaptıklarını ortaya koyar, ama onlar yine de hırsız olmaz.

Bu eylemler onları “tanımlamaz”, çünkü sosyal hayat zaten puşt zulasıdır, pistir, kahpedir ve orada yaptıkları onları belirlemez. ‘Sen beni arkadaşıma sor bir de, bak neymişim ben o zaman görürsün. Gel bize, annemin yemeklerini yerken muhabbet edelim de gör ben ne mert adamım…’ Evi içinde, yakınları nezdinde, kendi iç dünyasında ne olduğu, kendini nasıl gördüğüdür önemli olan, onu vareden şeyler, bunlardır; sosyal alandaki varoluşunun önemi yoktur, o sayılmaz.

Ali İsmail Korkmaz’ın esnaf-polis katillerine, Hrant Dink’in katili Ogün Samast’a sorsan, ya da yakınlarına, onlar da bunu söyler. Delikanlı, mert insanlardır bunlar da. Ve o “yakınlar” aslında bayağı çoktur. Ogün Samast’ın kalabalıklar tarafından kahraman ilan edildiğini biliyoruz mesela.
Özgecan Aslan’ı öldüren adamın soğukkanlılığına bakar mısınız, hiçbir pişmanlık belirtisi gördünüz mü? Peki ya vahşetin sonraki aşamalarına dahil olan babasının ve arkadaşının tutumuna ne dersiniz? Yarın çıkmayacaklar belki, ama rahatlar. Oğlu, arkadaşı bir insanı feci şekilde öldürmüş, ama oralı değiller. Cinayet, Suphi Altındöken’i katil yapmamış onlar için. Ya da oğulun ve arkadaşın katil olması onlar için bir fark yaratmamış. Sofrayı toplama rahatlığında yardım etmişler katile.

Şu anlatmaya çalıştığım şey, bu toplumun gayet derin ve dehşet verici sorunları olduğunu gösteriyor. Bu gibi olayların çok yaygın olduğunu biliyoruz… Bu yüzden, Özgecan Aslan cinayetini işsizliğe bağlayan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olayı çok hafifsiyor bence.

Fakat tek sorunumuz bu da değil. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na cevap verirken, “Yahu adam cani. Bu adamın inancıyla, etnik kökeniyle, sosyal statüsüyle ilgisi yok. Adam cani işte” demesi de çok vahim. Kılıçdaroğlu’nun yaptığından daha beter bir hafifseme bu. Ve çok daha tehlikeli. Çünkü bu yaklaşım, olayı tekilleştiriyor ve sorunu gözlerden kaçırıyor. Sosyal şartlarla alakası yok değil, ama daha önemlisi, yukarıda anlatmaya çalıştığım sosyopsikolojik yapıyla ilgisi var bal gibi. (Süleyman Demirel de devlet adına işlenen cinayetleri, işkenceleri “münferit olay” diye tanımlamakla meşhurdu. Gazeteci Metin Göktepe’nin öldürülmesi de “münferit olay” olarak nitelenmişti mesela. Bu münferit olayların toplamı neredeyse bir katliam boyutundaydı; ama olsun “münferit olay” açıklamasıyla sorun bertaraf edilebiliyordu işte!)
Erdoğan’ın “Şu feministler falan var ya…” ile başlayan lafları da meseleyi hiç anlamadığını, Özgecan Aslan için ve aslında bütün kadınlar için isyan edenlerin, sokaklara çıkanların derdinden fersah fersah uzak olduğunu gösteriyor. Ve tabii, cinayete “Kadınlar bize emanettir” tatavasıyla tepki gösterenler de…

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Özgecan Aslan cinayetiyle ilgili verdiği gecikmeli tepkide söylediği şey de benzer bir düşünceyi yansıtıyor ve çok tehlikeli. “En ağır cezayı alacak. Hücre hapsi de dahil…”

Bu söz, Başbakan’ın yargı kararlarını istediği gibi etkileyebileceğini göstermesi, en azından bunu ima etmesi bakımından tam bir rezalet; hepimiz bunu istesek de. Ama bir yandan da, bu açıklama, Özgecan Aslan cinayetinin tekil, münferit bir olay olduğunu – en azından – ima ediyor ve büyük bir yaygınlık gösteren kadın cinayetleri ve tecavüzleri “geleneğini” neredeyse yok sayıyor. Kadına yönelik vahşet konusunda etkili hiçbir şey yapmamış bir iktidarın (öncekiler de yapmamıştı) kapsamlı bir reform yerine yurt çapında infial yaratmış bir cinayete karşı münferit, tekil tepkisini bayraklaştırarak çözümü örtüyor. Üç yıl geçmesine rağmen yakalanamayan kadın katilleri, mahkemedeki “saygılı duruşu” sayesinde neredeyse affedilen kadın katilleri, “tahrik indirimleri”yle paçayı sıyıran kadın katilleri, Pozantı Cezaevi’nde çocuklara tecavüz rezaletini ortaya çıkaran gazeteci Özlem Ağuş’un tutuklanması, AKP yetkililerinin ve ideolojik payandalarının ve yardakçılarının kadını aşağılayan, kadını göz önünden kaldırmaya yeltenen, kadının çeşitli varoluş biçimlerinin tecavüz sebebi olduğunu söyleyen sözleri…

Tecavüz, taciz ve öldürmelerin münferit olaylar olmadığını Özgecan Aslan’ın katledilmesinden sonra Twitter’da açılan sendeanlat etiketinde 500 binden fazla paylaşımda bulunulması da gösteriyor zaten.

Bitmedi; bu münferit görme durumu da sorunu tam olarak ortaya koymuyor. Bu toplum ve istisnasız bütün iktidarlar, insan öldürmeyi meşru göstermek için elinden geleni ardına koymadı. AKP iktidarı da. Gezi Parkı protestoları sırasında polis, sanki bir savaş cephesinde düşmanla savaşıyormuş gibi davrandı. İnsanları öldürdü, yaraladı, insanlara ömür boyu taşıyacakları zararlar verdi, dövdü, gazladı… Medyanın bir kesimi (meslekdaşları gazeteciler de sırf işlerini yaptıkları için bu siyasi şiddetten, polis şiddetinden nasibini alırken), bu vahşeti göstermediği gibi, göstericileri hain ilan etti. Şiddeti uygulayan kendi yakınlarıydı, akraba saydıkları AKP iktidarı ve polisi, hangi gaddarlığı uygularsa uygulasın, aslında, iç dünyalarında delikanlıydı, mertti, doğruydu. Ne kadar vahşet uygularlarsa uygulasınlar vahşi değillerdi.

O zaman başbakan olan, şimdi Fatih Sultan Mehmed yetkileri isteyen Sultan I. Tayyip, vahşet uygulayan polisini aslanlar gibi savundu. Mesele, bir siyasi kavganın, sorunun ötesine geçmişti; şiddetin, insan öldürmenin, cinayet işlemenin gayet meşru bir şey olduğunu topluma söyleyip, gösterip durdu. Daha üç beş ay önce, Ali İsmail Korkmaz’ı öldürenlerin mahkemesinin olduğu gün Ankara’da, 4. Esnaf ve Sanatkarlar Şurası’nda, Erdoğan şunu diyebildi: “Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir hakemdir, gerektiğinde de şefkatli kardeştir.” Evet, günün anlam ve önemine pek uygun bir nutuk; bir insanın esnaflar tarafından öldürülmesini yoksaydığınızda!

I. Tayyip, katledilen masumları, yarattığı cepheleşmeyi kanırtacak şekilde ayırarak, kendi kampını bileyecek şekilde propaganda malzemesi olarak kullandı. Bakanları ve medyası da reislerinin izinden giderek ulu önderlerine layık olduklarını gösterdi. I. Tayyip’e ve AKP hükümetine halel gelmesindense hakikatin ve insanın katledilmesine razı olan büyük bir kitle de bazı katllerin kabul edilebilir olduğu zehirli şerbetini kana kana içti.

Çok gerilere gitmeyelim, Kürt meselesinde yıllarca sürdürülen “düşük yoğunluklu savaş” bu toplumun içinde şiddetin, insan öldürmenin, vahşetin normalleşmesine yol açtı. Herkes ve bütün medya PKK’nin şiddetine odaklandı ve devlet eliyle yürütülmüş vahşilikler görülmedi. Onbinlerce insan askere gidip savaştı. Evlerine döndüler sonra; kahramanlık hikayeleriyle, korkularıyla, bunalımlarıyla, kabuslarıyla ve tabutlarıyla… Şiddet kullanmak, insan öldürmek, gözünü kan bürümek sıradanlaştı.

Milli hislerle, manevi değerlerle, töreyle, özgürlük nutuklarıyla, bağımsızlık şiarıyla, cihad aşkıyla, ahlak bekçiliğiyle, erkeklik hormonuyla, şununla bununla katil olan, katil olmaya amade, katil olmaya razı milyonlar yetişmişti, hala yetişiyor işte. Ve büyük ağızlardan dökülen iğrenç laflar bütün bunları meşrulaştırmakla kalmıyor, teşvik ediyor. Özgecan Aslan cinayetiyle infiale kapılan kimilerinin idam canavarını hortlatmaya çalışmaları da bununla bağlantılı. Katil olmayı savunduklarının, katil olmaya razı olduklarının farkında değiller.

Şunu unutmayalım: Ne yaparsak oyuz. Birini öldürürsek katiliz. Buna razı mıyız? Ümit verici olan şey, Özgecan Aslan’ın katli karşısında seslerini yükselten kalabalıkların olması, sınıflarda sıralarına kapaklanan öğrencilerin olması, sevgili arkadaşımız Nuh’un katledilmesinden sonra Beyoğlu esnafının vitrinlerine “Camlarımıza kartopu atmak serbesttir” yazması, isyan dalgalarıyla sokaklara koşması…

Ve I. Tayyip ve şürekası, dünyanın en hoşgörülü insanını zıvanadan çıkaracak büyük bir azimle, belli bir siyasi form içinde olmasa da büyük bir muhalefet yarattı. Kadını, eşitliği, laikliği, yardımlaşmayı, dürüstlüğü, tabiatı savunan bir muhalefet. Cehalete, bağnazlığa, kabalığa, nobranlığa, çirkinliğe, yolsuzluğa, doğa tahribatına karşı bir muhalefet. Kendi içinde de sorunlu bir muhalefet, evet. Ama kendi başına bela, Türkiye’ye bir ümit yarattı. Buradan sadece seçim yarışına kitlenmeyen, gerçek bir demokratik talep ve bilinç taşıyan bir güç türeyebilir mi? İğrenmeyeceğimiz, sevmeye değer bir ülke yaratmak için… Katil olmaya razı olmayanlar, birleşin.

Reklamlar
Bu yazı Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s