Gülsüz diken bahçesi vaadediyorlar

2003

“Karşılıksız bir fedakarlık yapmayız.” Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ağzından çıkan bu söz, Türkiye’nin en azından Irak’la ilgili politikasını gayet iyi yansıtıyor. Bir çelişkiler yumağı. Ama bu karmaşık ve hükümetin katkısı sonucu karışık dış politika meselesine gelmeden önce Dışişleri Bakanı Gül’e (ve tabii Başbakan Tayyip Erdoğan’a, hükümete ve AKP grubuna) bazı temel şeyleri eğer bilmiyorsa öğretmek, eğer unutmuşsa hatırlatmak gerekiyor. Bunlardan birincisi şu: Fedakarlık, karşılıksız yapılan şeye denir.

İkincisi birazcık daha “karmaşık”: Yerin kulağı olduğu gibi, hafızası da vardır. Ve mesela, Gül’ün ve Başbakan’ın ve bilimum bakanların, yüksek rütbeli komutanların, bir zeka, bir yaratıcılık, bir dürüstlük asla taşımaksızın yazan köşe yazarlarının “ülke çıkarları için”, “vatanın bölünmez bütünlüğü için”, “Irak’ın yeniden yapılanmasına vaziyet etmek için”, içinoğluiçin için Irak’a asker göndermeyi savunduklarını, teşvik ettiklerini, zorladıklarını unutmaz. Şimdi nereden çıktı bu fedakarlık?

Hah! Diyecekler ki, “Fedakarlık, komşumuz için yaptığımız fedakarlık bizim çıkarımızadır. Komşumuzun iyiliği, selameti, zenginliğidir bizim çıkarımız zaten”. Doğru. Fakat o zaman “İzlenmesi gereken politikalar bunlar mıydı” diye de sorulur. Ama ben bu soruyu geçip hakkımı başka sorular için kullanmak istiyorum. Zira Abdullah Gül’ün 28 Ekim 2003’te gazetecilerin sorularını cevaplarken söyledikleri züğürdün çenesini yoracak zenginlikte soru hazinesi yaratmış durumda.

Gül’den bir başka cümle: “Bizden talepte bulunan ABD oldu.”
Şimdi, asker talebinden bahseden bu laf üzerine aklıma takılan soruları sıralıyorum:
Daha önce, fedakarlıktan bahsettiğine göre, acaba ABD istemeden bizim aklımıza gelmedi mi komşumuz için fedakarlık yapmak? Ne ayıp!
Yoksa, fedakarlığı komşumuz için değil de, ABD için mi yapacağız? Buna bir cevabı var Gül’ün: “Fedakarlık dediğin Irak’ın huzura kavuşması, bütünlüğü, insanlara yardımcı olmak hep bir fedakarlıktır.” Evet, bir cevabı var, ama hükümete yetki tezkeresinin çıkmasından bu yana olan biten ve konuşulanlar, bu cevabın pek de gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. (Devlet adamlarının basın toplantıları neden yalan makinesi eşliğinde yapılmıyor ki!) Zaten hemen sonra da fedakarlığın karşılıksız olmayacağını söyleyiveriyor. Neymiş bu karşılık? “Gidilecek yerler, oradaki ilişkiler” cevabını vermiş Gül. Dikensiz tek bir cümlesi olmayan Gül daha açık konuşmalı, bu sözün ne demek olduğunu açıklamalıdır.

Peki, madem “bizden talepte bulunan ABD oldu”, o zaman tezkere çıkmadan önce tutturduğunuz “milli çıkar” edebiyatı neydi? Yani, biz düşünmedik milli çıkarımızı, memleketin toprak bütünlüğünü, stratejik çıkarlarımızı, asker göndermeme durumunda bize yönelecek tehditleri ve ABD hatırlattı, milli çıkarlarımızı düşünmemiz için bize yalvardı, “N’olur o güzel vatanınızı böldürmeyin!” dedi…

Eğer kulak verir ve ciddiye alırsanız, insanın akıl sağlığını zorlayan şeyler bunlar…. Ama zaten ABD’nin ciddiye almadığına, Bush gibi zeka düzeyi uluslararası tartışmalara çerez olmuş birinin bile ciddiye almadğına sizi temin ederim… Ama biz maalesef almak zorundayız. Memleketi yönetiyor bu sözleri edenler çünkü. Çok düşük bir seviye bu. Bu lafları edenleri bu duruma düşüren nedir?

Gül’ün ve hükümetin hiçbir sözü inandırıcı değil. Tezkereyi çıkarmak, Amerikan işgalindeki Irak’a asker göndermeyi Meclis’e ve halka kabul ettirmek için ve herhalde “bölgesel güç” olma, “büyük oynamak” hayallerini gerçekleştirme gaza gelişiyle söyledikleri şeylerden şimdi tornistan etmelerine ne demeli. Ne bir özeleştiri, ne hesap verme… İstediğim zaman istediğimi söylerim tavrıyla milleti gütmeye çalışıyorlar.

Gül, bir de “Görüşmeler devam edecek” demiş… Ne diye görüşeceğiz? Yine milli çıkar edebiyatına mı başlayacaklar?
Irak’ta hiçkimse Türk askeri istemiyor. Bu artık biliniyor, eskiden de biliniyordu. Şimdi hükümet ve Gül diyor ki, “Şu anda oradaki en büyük otorite ABD’dir. Resmi işgalin muhatabı orada ABD’dir. Dolayısıyla bizim muhatabımız da onlardır.”
Doğru, öyledir de, peki neden daha önce, Irak Geçici Hükümet Konseyi’nin Türk askerini davet etmesini sağlamaya çalıştınız? Ekipler gönderip, hiçbir inandırıcılığı olmayan “Evet evet, Iraklılar bizi çok istiyor” raporları düzdürme gereği duydunuz.
Abdullah Gül, “Ama bu demek değil ki, biz Irak halkını devre dışı bırakıyoruz. Irak halkının tavrı, arzusu bizim için çok önemlidir. Irak Konseyi de orada geçici olarak atanmış bir konseydir” demiş bir de.

İnsaf! Devredışı bırakmayıp ne yapıyorsunuz? Bir kere, sez ne derseniz deyin, gayrımeşru, haksız, ahlaksız, yalanlara dayalı bir işgali başlatan ve yürüten ABD ile birlikte Irak halkının hilafına iş tutacaksınız orada. Bakın, ABD’ye karşı Iraklılar, zaten yabancı kim varsa ona saldırıyor… Türk elçeliğini de bombaladılar… Bu yeterli uyarı neden olmadı sizin için? Başbakan’ın, Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarına bir bakın: “Bizi yıldıramazlar, caydıramazlar, kararlılığımızdan döndüremezler… Meclis’in asker gönderme yetkisi vermesiyle bu saldırı arasında bir bağ yok…”

Yok ya! Peki ne var? Bir türlü inanmak istememiştiniz, ama Irak’ta kimse istemiyor sizi. Ancak şimdi anladınız; ABD de Türk askerini isteme konusunda isteksiz davranınca, “Irak Geçici Konseyi’ni, Kürtleri, öbür grupları da ikna etmek gerekiyor” deyince.
Bu nasıl bir politika? Bu, ben size söyleyeyim, başkasını ezme üzerine kurulu bir politika; zaten yere düşürülmüş birinin üstüne basarak yükselme politikası. Hep övündüğünüz, “Irak halkının psikolojisinden anlayan Türkiye… ABD, tabii, Irak kültürüne çok uzak, onun için başına geliyor bu olumsuzluklar; biz öyle değiliz, çok yakınız, Irak halkı bizi kucaklayacak” böbürlenmelerinin taban tabana zıddı Gül’ün şimdi söyledikleri.

ABD’den ve müttefiklerinden hoşlanmayanlar silahla, bombayla, kazmayla kürekle saldırıyor zaten… ABD’nin seçip atadığı, işlerini onlar üzerinden gördüğü Iraklılar (Irak Geçici Hükümet Konseyi) da istemiyor, söylüyorlar bunu. Ne yani, onlar da ille silaha mı sarılsın size bir şey anlatmak için?

Ama hayır, bu bile tam bir idrak için yeterli olmamış. Daha doğrusu, Gül ve hükümet tamamen başka bir perspektiften, zihniyetten bakıyor. Kafalarında, Irak savaşının mimarlarından “Karanlıklar Prensi” Richard Perle’ün kafasından daha karanlık şeyler var. Bakın ne diyor Gül, ABD’nin Türk askeri istemesiyle ilgili yalpalamalarından bahsederken: “Burada bir beceriksizlik var tabii. Önce çok arzulu olarak geldiler, aman gecikmesin diye. Sonra baktılar farklı farklı şeyler var, kendi içlerinde birçok tereddütleri var tabii.”

Yani, ABD “yeteri” kadar baskı yapıp Geçici Hükümet Konseyi’nin, Kürtlerin, Arapların, itiraz eden kim varsa hepsinin sesini kesebilseydi, hiç sorun olmayacaktı, öyle mi? Evet, ABD içinde tereddütler var. Ama bu tereddütler, Iraklılar’ın itirazından kaynaklanıyor. “Başımıza daha büyük belalar, karışıklıklar açabilir Türk askerinin Irak’a girmesi” diye düşünüyorlar. ABD’nin başına açılacak daha büyük belalar, Türkiye için çok daha büyük belalar demektir, göndereceğinizin gençlerin sapır sapır ölmesi demektir. Bunu anlamaktan aciz misiniz?

Ama Gül’ün ağzından çıkan sözlerde yansıyan zihniyet, ne kadar Irak halkına yakın olduklarını söyleseler de, ABD’nin tereddütlerini Iraklılar’ın itirazlarından, haksızlığa karşı koyuşlarından daha önde tutan, önemli gören bir zihniyet.
Bu mu Irak halkını devredışı bırakmamak? Siz hangi Irak halkını devre dışı bırakmamış oldunuz asker gönderme yetkisi alarak, göndermeye niyet ederek? Şimdi de görüşmelerin süreceğini söylüyorsunuz; hangi Irak halkını devredışı bırakmamış oluyorsunuz? Hangisini devredışı bırakmamış olacaksınız asker gönderdiğinizde?

Abdullah Gül şunları da söylemiş: “Biz tereddütlerin üzerine bir şey yapmayız; bunun altını çiziyorum. Çünkü biz bir fedakarlık yapacağız. Biz tereddütlü bir şekilde karşılanacağımız yerlerde açıkçası fedakarlık yapmayız. O bakımdan bize karşı herşeyin çok açık ve net olması gerekir, herkesin hepberaber evet demesi gerekir.”

Ne tereddütü, ortada ayan beyan açık bir durum var. Iraklılar işgal gücü istemiyor; hiç heveslenmeyin, gidecek Türk askerini de işgalci sayıyor ve istemiyorlar.

Amerikalıların desteklediği Irak Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin yaptığı son kamuoyu yoklaması bile durumu gösteriyor: Koalisyon askerlerini işgalci olarak görenlerin oranı, 6 ay önce işgalin başlangıcındaki yüzde 45’ten yüzde 66’ya yükselmiş. Koalisyon askerlerini özgürleştiri güç olarak görenlerin oranı da yüzde 42’den yüzde 14’e gerilemiş. İşgal güçlerine karşı olanların oranı yüzde 50, destek verenlerin oranı ise yüzde 33.

Bir de, Irak’taki işgal güçlerinin komutanlarının, işgal yönetiminin sivil başkanı Paul Bremmer’in dediği gibi, direnişin giderek daha organize ve yaygın hale gelmesini düşünün. Ve sonra bir de asker gönderme görüşmelerine devam etmenizi bir düşünün. Biraz düşünün.

Reklamlar
Bu yazı Dünya ve Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s