Ey milletvekilleri!

7.10.2003

Milletvekilleri ey! Sekizbuçuk milyar dolara oğlunuzu feda eder misiniz? Etmezsiniz. Ederim, diyen kimse baba olamaz, anne olamaz.

Milletvekilleri ey! Sekizbuçuk milyar dolara başkasının oğlunu nasıl feda edersiniz! Bir çocuğu feda eden erkek baba, kadın anne olamaz.

Duyuyorum, “Duygusallık karıştırıyor”, diyorsunuz, “duygusallığın sırası mı? Ülke çıkarları, stratejik hesaplar, vs. sözkonusu…”

Milletvekilleri ey! Duygusallık karıştırmıyorum ben, sadece sizin oğlunuzu da karıştırıyorum. Siz başkalarının oğullarını Amerika Birleşik Devletleri’nin pis, yalanlar üstüne kurulu, haksız, zorbalığı teşvik edici, emperyalist işlerine karıştıracaksınız ya, ben de sizin oğlunuzu karıştırıyorum. Ama ben mahsusçuktan karıştırıyorum; zararsız bir karıştırma, zararsız bir duygusallık benimki. Başkalarının oğullarını karıştırmanın vicdansızlığına duman çalıyor oluşunuzu gözünüzün önüne getirebilirim belki diye.
Oysa siz başkalarının oğullarını karıştırıyorsunuz ve bunu kibirli bir duygusuzlukla yapıyorsunuz, sizin duygusuzluğunuz tehlikeli, zehirli, öldürücü.

Anlıyorum, bu kez geçireceksiniz tezkereyi. 1 Mart’ta “duygusal” davrananlar fire vermiş. (Bu arada şu bilgiyi de vereyim: Amerikalılar sizin nabzınızı tutmuş, “20-25 fire verir AKP” sonucuna varmışlar. Geçen sefer 70 demişlerdi, 90 çıkmıştı… “Duygusal” davranmayanların fire vermesinden endişe edip onların kaydını tutuyorlar.)

Ey milletvekilleri! Duygusal olmak, Meclis’e girince ya da önemli, kritik, ülke çıkarlarını ilgilendiren sorunlar önünüze gelince unutmanız, uzak durmanız gereken bir şey değildir.

Haklı ve adil olmak da öyle. Her tür haklılık ve adalet, her tür ülke çıkarından evladır. Evet, öyledir. Ülke çıkarı, zaten, haklı ve adil olmaktadır; bir düşünün. “Ülke çıkarı” diye diye insanları, toplumu, hakkı ve adaleti yok saymak, ihmal edilebilir görmek ülke çıkarına değildir. Sonra bakın Susurluk skandalı gibi durumlara varıyor iş, di mi!

Milletvekilleri ey! O 8,5 milyar dolar gelmezse ekonomik durumun pek müşkül olacağı biliniyor. Allah’ın bildiğini kuldan, ekonomistin bildiğini vatandaştan saklamayın. Evet, 8,5 milyar dolarlık kredi anlaşmasının metninde “başkalarının oğullarını feda edin, Irak’a gönderin” şartı yazmıyor belki, ama biliyoruz ki, bazı şartlar kağıda geçmeyebiliyor. Hele 1 Mart tezkeresini kahramanca (bakın bu bile kahramanlık oldu “ülke çıkarları” nutuklarından geçilmeyen ülkemizde) reddettikten sonra Meclis, para ile asker kelimeleri pek yanyana getirilmek istenmiyor hiç.

Ben de size diyorum ki, o 8,5 milyar dolar gelse bile memleket müşkül durumdan kurtulmayacak. Nereden mi biliyorum? Şimdiye kadar bu yöntemle kurtulamadı da oradan. Bu yöntem, 3-5 milyar dolara mahkum halde sürünmeyi sürekli kılıyor, o kadar. Üstelik, kurtulamayacağını birçok ekonomist de söylemişti; dünyadan örnekler vermişlerdi. Krizin tescillendiği 2001 Şubatından beri IMF 20 milyar dolar civarında kredi verdi, ama biz krizi atlatamadık hala.

Milletvekilleri ey, ey halk! Adil olalım. Har vurup harman savurarak, soyup soğana çecvirerek, çalarak, hortumlayarak, birbirimizi kazıklayarak batırdığımız ekonomiyi borç, hibe alarak, gökten para yağdırarak filan düzeltemeyiz. Bir bedel ödemeden, sıkıntıya girmeden, kendimizi terbiye etmeden düze çıkamayız. Bu şekilde çıkarıldığımız düz, düz değildir. Bu bedeli ödemeliyiz ki, bütün o çalıp çırpmalarda ekonomiden daha büyük oranda ve vahim şekilde dejenere olan öbür taraflarımızı da onaralım, tedavi edelim, dağlayalım. Ne mi o taraflar? İlk aklıma geleni söyleyeyim: Ödememiz gereken o bedelin başkalarının çocuklarını feda etmek olduğunu ve bu suretle düze çıkacağımızı, ülke çıkarına iş yapmış olacağımızı düşünmek.

Milletvekilleri ey! Bizi düze çıkaracak bedel başkalarının çocuklarını feda etmek olamaz.

Dürüst olmak da bütün ülke çıkarlarından daha çok ülke çıkarınadır. Bütün ülke çıkarlarına rağmen dürüstlükte ısrar etmek…
Milletvekilleri ey! Halkı ve asıl kendinizi tava getirmek için sıcak bir PKK tehlikesi varmış gibi yapmayın. Yok çünkü. Evet, PKK ateşkesi bitirdiğini ilan etti. Ama siz zaten ateşkesle ilgili değildiniz ki… Siz sorunu çözdüğünüzü düşündünüz. Halbuki sorun duruyor olduğu gibi; çatapatası bitti. Avrupa Birliği’ne uyum yasaları diye kimi adımlar atıldı, o kadar. Ona uyum, buna uyum; kendi içimizde uyumlu olmak için gerekenleri yapalım, bize de yeter, AB’ye de. PKK filan o zaman biter işte. Nişan alarak bitiremezsiniz. İspatı ortada. Hem sonra başkası da kullanır. Tam ABD kapı kapı müslüman asker dilenirken ve özellikle de Türkiye’den asker beklerken PKK tehlikesinin 4 yıllık uysallıktan sonra canavarlaşarak hortlayıvermesi, ateşkesi bitirdiği, kentlerde bile eylemler yapabileceği tehdidini savurması hiç ilginç gelmiyor mu size? Komutanlarımızın ve en yüksek siyasilerimizin, 4 yıldır neredeyse tek bir laf etmemişken, şimdi birden bire “Vay! Bu PKK tehdidi, Kandil Dağı, bu 6 bin terörist…” edebiyatına başlaması hiç ilginç gelmiyor mu?

Ayrıca, PKK teröründen sakınalım derken, ülkeyi başka terörlere açık hale getirme ihtimalini de gözden ırak tutmayın.
Milletvekilleri ey! Biraz zeki, akıllı, yaratıcı, donanımlı olun. Emirle olmaz, ama biraz gayret gösterin ve bu sırada yine dürüst, ahlaklı, vicdanlı olmaya da gayret gösterin. AKP yöneticileri, bakanlar, başbakan diyor ki, “Irak’ta olan bitene kayıtsız kalamayız”. İşin “duygusal” yanlarını geçiyorum. Ne yapacaksınız yani kayıtlı olursanız? İşgal valisi Amerikalı Paul Bremmer’ın yerine bir Türk mü getireceksiniz? Şiilerin, Kürtlerin, Sünni Arapların taleplerine rağmen bildiğinizi mi okuyacaksınız? Amerika, kendisi tamamen başka düşündüğü halde, “Ah ah ah, benim dost ve müttefikim Türkiyem böyle istiyor” diye sizin dediğinizi mi yapacak? Haa, ABD’nin koltuk altında bazı isteklerinizin yerine getirilebileceğini düşünüyorsunuz. Çok yanılıyorsunuz da, diyelim getirdiniz. ABD’nin kol altında Irak halkının rızası hilafına düzenlemeler yapacaksınız siz ve Irak halkı da sizi işgalci görmeyecek, öyle mi? Tut ki, bu düzenlemeleri yapmayı becerdiniz, kısa bir süre sonra, yani ABD ile kolkola uyguladığınız baskı kalkınca işlerin daha beter bir hal alacağını düşünemiyor musunuz? Ayrıca, böylelikle mi Amerikalılar’la özdeşleşmiş bir görüntüden kurtulmuş olacaksınız Irak’ta? Aman “bağımsız” komutanlık (nasıl olacaksa ve ne demekse bu) aldınız diye ABD’nin kol altında olduğunuzu kamufle edebileceğinizi mi düşünüyorsunuz?

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, hükümetin verdiği tezkere kararının gerekçesini şöyle özetlemiş: “ABD kalıcı, İsrail’in Suriye’ye müdahalesi, İran’a dönük beyanlar, olayların Irak’la sınırlı olmayacağını ve Ortadoğu’nun tümüyle yeniden şekillenmesine uzanabileceğini düşündürüyor. Bu nedenle Türkiye devrede olmalı.”

Buradan ne anlamalıyız? İran’a, Suriye’ye, vs. “kayıtsız kalamayacağına” göre, oralara da mı girecek Türkiye?
Milletvekilleri ey! N’olur biraz zeki olun! Akıllı olun, dürüst, ahlaklı olun. Çünkü zeki olmak, akıllı, dürüst, ahlaklı olmak çünkü, başkalarının çocuklarını feda etmekten daha yararlıdır ülke çıkarları için de.

Peki ya kayıtsız kalırsanız Irak’ta olup bitene ne olurmuş yani? (Kayıtlı olmanın tek yolu asker göndermek midir, sorusunu ve cevaplarını geçiyorum şimdi.) Kürt devleti kurulur diye ödünüz patlıyor, di mi?

Sizi kendi korkularınızla korkutuyorlar. Sizi korkularınız bile esir almıyor, başkaları korkularınızla esir alıyor sizi, Türkiye’yi. Açıkgöz olup 3/5 milyar dolara tamah ederek ekonomiyi ve ülkeyi kurtarma cingözlüğüne kapılacağınıza gözünüzü ve zihninizi açık, dimağınızı temiz tutun. “En kötüsü” oldu diyelim, Kürt devleti kuruldu. Ne olacak yani; bir düşünün, bir düşünün. Başkaları bir şey yapacak diye, insanın kendi hayatını yaşamaması gibi bir şey bu.

Ayrıca, aynı Türkler gibi Kürtler de bu ülkenin vatandaşı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulunca bütün Türkler oraya kaçmadı. Merak etmeyin, Kürtler de kaçmaz. Hem onları o kadar çok seviyor, kaçmalarını istemiyorsanız o yönde birşeyler yapıverin işte.
Hem sonra, memleket ahalisi batıya kaçmak için can atıyor. Gençler üzerinde yapılan anketler bunu gösteriyor. AB de bundan korkuyor zaten; Türkiye üye olur ve serbest dolaşım hakkı da kazanırsa, 60 milyonun akınıyla nasıl başederiz, diye. Eğitim kalitesi, yaşam standardı düşük, soygunu, cinayeti devlet içinden bile temizleyememiş, hatta temizlemek şöyle dursun üstünü örtmüş bir ülke…

Gördüğünüz gibi yapılacak asıl işler duruyor. Savaşmayalım. Çalışalım, üretelim, öğrenelim ve öğretelim.

Ve size bir şey daha diyeyim mi, Türkiye’nin de, bölgenin de, dünyanın da çıkarı Irak’a asker göndermekte değildir. Türkiye’nin çıkarı, Iraklılar’ın ülkelerini yönetmelerini, asayişi sağlamalarını, iyi bir geleceğe hazırlanmalarını sağlamak üzere Birleşmiş Milletler koruması ve gözetimini yerleştirmektir. ABD’yi de öbür silahlı güçleri de BM komutası altına vermektir. Ve uzun vadede ve global düzeyde de BM’nin güçlenmesinde, demokratikleşmesindedir Türkiye’nin çıkarı. Bunun öncülüğünü yapmak için çalışın.
Başkalarının çocuklarını feda etmeyin, Irak’a göndermeyin. Başkalarının çocuklarının tabutları gelecek o zaman. O zaman yapacağınız devlet törenlerini ve sizin artık samimi olma şansını yitiren suratlarınızı görüyorum şimdiden. Halkın ne yapacağını pek kestiremiyorum doğrusu.

Milletvekilleri ey! Ey milletvekilleri!

Reklamlar
Bu yazı Dünya ve Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s