Bataklıkta kulaç atmak

2004

Bağdat’taki Türkiye büyükelçiliğine düzenlenen saldırı, Irak’a asker gönderilmesi durumunda ortaya çıkacak vahim tabloya işaret eden küçük bir göstergedir. Bu saldırının Ankara’yı düşünmeye sevketmesi gerekirdi, halbuki Ankara, -Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer hariç- hamaset bataklığında kulaç atmaya başladı bile. Saldırıdan daha vahim olan şey işte budur.

Ankara’nın tavrı şöyle özetlenebilir: “Bu saldırılar bizi yıldıramaz, caydıramaz.” Nitekim, AKP Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa ve Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, “Bu saldırılar Türkiye’nin kararlılığını etkilemez” demiş.

Bu “yıldıramaz”, “caydıramaz”, “kararlıyız” tavrı, çocukça bir gururu andırıyor. “Bir kere dedim, geri dönemem” tavrı… Çocuklarımıza böyle davranmamalarını telkin ediyoruz. Hem sonra, “kararlıyız” ne demek? Hükümet, Meclis’ten asker gönderme izni alınca, “Bu karar, asker göndereceğiz anlamına gelmiyor… Durumu değerlendireceğiz, ona göre karar vereceğiz” diyordu… “İzni alalım ki, elimiz güçlü olsun Amerika Birleşik Devletleri karşısında…” diyordu. Eee, şimdi bu neyin değerlendirmesi? Saldırı haberi alınır alınmaz söylenen kararlılık sözleri, bir değerlendirme olmadığını ve olmayacağını gösteriyor. Siz soğukkanlı bir değerlendirme tavrı göstereceğinize, önünüzde açılan bataklığa cumburlop atladınız mı, eliniz ABD karşısında nasıl güçlü olacak? Bunu da geçin; zaten bu kararı çıkarmakla herhangi biri karşısında güçlü olma şansını, imkanını tamamen yitirmişti Türkiye.
Hükümetin bu tavrı ve Pazartesi günü Genelkurmay’ın basın toplantısında soruları cevaplayan Orgeneral İlker Başbuğ’un sözleri, Irak’ta askerin de, Türkiye’nin de işinin çok çok zor olacağını ve tezkereyi geçirmek için söylenen sözlerin hiçbirinin uygulanamayacağını gösteriyor.

Ne deniyordu? “Biz, Irak halkını tanıyoruz, kültürünü, psikolojisini biliyoruz… Dolayısıyla Amerikalılar gibi davranmayacağız. Iraklılar da bizi bağırlarına basacak, çünkü onların iyiliği için orada olduğumuzu hemen anlayacaklar… Ayrıca, biz zaten ABD ile özdeşleşen bir görüntü de vermeyeceğiz…”

Bu sözlerin hiçbiri doğru değil. Ayrı bölgeleri kontrol etseniz de, askeri olarak, ayrı görüntü sergilemeniz mümkün değil. (Orgeneral İlker Başbuğ’un şu sözünü küçük bir kanıt olarak not edin: “İkmal yollarının güvenliğini bölgedeki ABD birlikleriyle koordineli olarak sağlamaya çalışacağız.”)

Hükümetin tavrı, “Iraklıların psikolojisini biliyoruz”dan başka ve daha gerçekçi bir psikolojinin geçerli olacağını gösteriyor: Saldıranın ve saldırıya uğrayanın psikolojisi. Iraklılar, Amerikalılar’la birlikte Türk askerlerinin de ülkelerine, kendilerine saldırdığını, işgal ettiğini düşünerek saldıracak… Türk askeri de, “İyilik yapmak için geldiğimiz bu ülkede durmadan bize saldırılıyor… Teröristlere göz açtırmayalım… Her an, her yerden, her şekilde saldırabilirler…” psikolojisiyle hareket edecek.

Bu durumu biliyoruz biz… Amerikan askerleri böyle davranıyor… Düğün ateşine bile ağır ateşle karşılık vermeleri, kapı gıcırtısına ateş etmeleri bundan. Amerikan askerleri günde ortalama 22-25 saldırıya maruz kalıyor. Bunların çoğu devriye gezen askerlerin uğradığı saldırılar. Amerikan askerlerinin halka kötü davrandığı da artık herkesin kabul ettiği bir saptama. İşgal altındaki Irak’a gidenler, Amerikan askerlerinin kontrol noktalarındaki davranışlarını, buradaki dehşeti anlatmadan edemiyor…

Kontrol noktası meselesi, bu işin erbabı olan İsrail ordusu dolayısıyla da sık sık gündeme gelirdi. İsrail de, işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında kontrol noktaları oluşturmak zorunda “haliyle” ve yine “haliyle” İsrail askerlerinin burada eyledikleri icraat insanları munis tabiatlı olmaya teşvik edici olmayabiliyor! Bir dönem İsrail’de yaşayan bir arkadaşım, bir keresinde, “3-5 ay yaşasan burada, daha doğrusu, kontrol noktalarından üç, beş kere geçsen Hamas’a yazılırsın kolaylıkla” demişti. Doğrusu, yazılacağımı düşünmüyorum, zaten arkadaşım da uzun sayılabilecek bir süre geçirmesine ve o kontrol noktalarının dehşetini defalarca yaşamasına rağmen Hamas’a filan yazılmadı. Ama Filistinliler yazıldı, yazılmayan da destekledi Hamas’ı, ya da işgale karşı da olsa şiddet değirmenine su taşıdı. Şiddet üreten bir devridaim makinesi gibi sanki: siz topraklarını işgal ettiğiniz insanları kontrol noktalarında canlarından bezdiriyor, insanlıktan çıkıyor ve çıkarıyorsunuz… Sonra onlar kendilerini, arabaları, bombaları patlatıyor… Sonra siz daha çok sayıda insana daha fazla şiddet uyguluyor ve dehşet saçıyorsunuz; kontrol noktalarında, “nokta” operasyonlarında, ev baskınlarında…

Irak’ta da olan budur ve Türk askerinin başına gelecek olan da budur ve Türk askerinin Iraklı’nın başına getireceği de budur. Benim hiç aklım kesmiyor Türk askeri ile Iraklılar’ın kucaklaşmasını.

Asker, yukarıda anlattığıma benzer şekilde davranacak. Orgeneral Başbuğ’un Kürt gruplardan ikmal yollarına gelebilecek muhtemel tehditlerle ilgili soruya verdiği cevap da bunu gösteriyor: ”Saldıranlar gerekli cevabı alırlar. O onların düşüneceği bir sorun. Bunu onlar düşünsün. Türk Silahlı Kuvvetleri, konvoylarını ve varlığını koruyacak imkan ve kabiliyete sahiptir. Endişeniz olmasın.”

Yok endişemiz. Ben de “yeterli”, hatta “yeterinden fazla” sertlikte mukabele edeceğini düşünüyorum Türk birliklerinin; zaten bundan endişe ediyorum ya. Onu da Orgeneral Başbuğ söylüyor: “Mehmetçik, Türkiye topraklarında ve Kuzey Irak’ta terör örgütlerine karşı nasıl kahramanca hareket ettiyse, aynı olaylara daha şiddetli hareket edeceğinden hiçkimsenin şüphesi olmasın.”
Benim anlamadığım, Irak’taki “aynı olaylara” karşı neden “daha şiddetli” hareket edecek acaba? Yoksa, Irak’ı Türkiye’den daha mı çok seviyorlar? Irak’ın toprak bütünlüğü Türkiye’nin toprak bütünlüğünden daha mı önemli? Nayır! Nolamaz!

Orgeneral Başbuğ’un Pazartesi günü, başka bazı yazarların, emekli elçilerin, askerlerin, düşünce küplerinin (“think tank”) de dünkü saldırıdan sonra ısrarla söyledikleri bir büyük yanlış daha var ki, hem Irak’taki şiddetin son bulmasını, hem durumu anlamayı, hem de Türk askerinin ve Türkiye’nin batağa saplanmamasını imkansız hale getiriyor: “Saldırıyı yapanlar Irak’ta kimseyi temsil etmiyor.” Ya da Orgeneral Başbuğ’un sözleriyle, “Irak’ta rejime muhalif terörist unsurlar, uluslararası terörist örgütler ve adi suç örgütleri var”.

Irak’taki bütün olayı böyle görmek için kör olmak yetmez, görmek istememek gerekir. Iraktaki Amerikan işgal güçlerinin komutanı general Ricardo Sanchez bile, geçen ay direnişin -evet Sanchez’in kullandığı kelime bu-, direnişin giderek daha örgütlü bir hale geldiğini, bölgesel düzeyde eşgüdüm içinde olduklarını, şiddetinin de arttığını söyledi.

Iraklı ya da Arap ya da yabancı, ama Irak’ı iyi bilen gazeteciler, sosyologlar, araştırmacılar da aynı şeyi söylüyor. Yine onların söylediklerine göre, evet, dışarıdan savaşmak için gelenler var, ama onların sayısı pek az. Asıl olarak üç grupta toplanabilecek bir direnişten söz ediyorlar: Saddam destekçileri, Saddam’a da karşı olan milliyetçiler ve İslamcılar. El Hayat-LBC televizyonundan Zaki Chehab’ın Pazartesi günü The Guardian’da çıkan ve Irak’taki direnişin nasıl örgütlenip yayıldığını anlatan yazısında belirttiği gibi, bu gruplar şimdi aralarındaki farklılıkları bir tarafa bırakıp bölgesel bazda eşgüdümlü hareket ediyorlar. İşgal güçleri ile halkın birbirine günbegün yabancılaşması da direnişi besliyor. Aralarındaki farklılıkları unutmuşlar, çünkü karşılarında işgalci güçler var. Direnenler nasıl aralarındaki farkları ihmal ediyorsa, işgalciler arasındaki farkları da ihmal edip saldıracaklar. Bu kadar basit. Zaten bunu söylüyorlar da, ama Ankara’dakiler duymak istemiyor. Siz istediğiniz kadar “Biz işgalci değiliz, sizin psikolojinizi biliyoruz” deyin.

Hem Irak’taki şartlar, hem de Ankara’daki hükümetin ve askerin bakış açısı, Türkiye’nin berbat bir bataklıkta kulaç atmaya başladığını gösteriyor. Halbuki hepimiz biliyoruz ki, bataklıkta kulaç atılmaz; daha çok ve hızlı batarsınız. Yapılması gereken tek şey, bataklıktan bir an önce çıkmaya çalışmaktır.

Reklamlar
Bu yazı Dünya ve Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s