Karadeniz “tsunamisi”nde nasıl yüzerdik?

Uğur Osmanağaoğlu’nun anısına

Mustafa Alp Dağıstanlı

Giresun’u hırpalayan dalgaları neredeyse bütün gazeteler “Karadeniz tsunamisi” veya “Giresun tsunamisi” başlığıyla verdi. Koskaca Karadeniz kıyısını denizi doldurarak, dağları indirerek dümdüz yol yapan memleketin gazetelerinden de ancak bu kadar yaratıcılık beklenebilir belki. Bir de tabii, bu ülkeyi tanımadıklarının işaretlerinden biri olarak algılanabilir bu başlıklar.
Şimdi cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, bu katil otoyolu “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kalkınma projesi” tantatanasıyla açmadan, daha doğrusu bu yol olmadan önce Karadeniz’de böyle “tsunamiler” hiç olmazdı. Hopa’da 1960’ların ortasında, oturduğumuz ev deniz kıyısındaydı; yani deniz ile ev arasında herhangi bir yapı, engel yoktu, irili ufaklı çakıl taşlarından oluşan bir sahil vardı, ama dalgalar gelip evi hırpalamamıştı hiçbir zaman. Evler, en büyük dalganın ulaşabileceği yerden biraz öteye yapılmıştı, o kadar. Okuduğumuz tek katlı Yavuz Selim İlkokulu da deniz kıyısındaydı, okulumuzu denizin bastığını da hiç hatırlamıyorum. Şehir denizin alanına tevavüz etmemişti henüz.
Bütün kıyıyı yol yapınca, denizi doldurarak şehirler de kurunca o dev dalgalar yolunuza çıkar işte böyle. Şehirleri tsunami artığı haline getirir. “Büyük kalkınma projesi”nin tusunamisidir bu, başka bir şey değil.
Medyayı da dangalaklık, cahillik, kötü gazetecilik, iktidar kuyrukçuluğu gibi tsunamiler bastığı için bu ülkenin insanları, bu ülkenin başka insanlarını tanımadığı gibi, coğrafyasını, doğasını da tanımaz.
Otuz yıllık balıkçı, denizci arkadaşım Erdal Türker’in dediği gibi, Karadeniz’in en büyük dalgaları Hopa ve Amasra civarında olur. İşte, kimi zaman 5-6 metreyi bulan o Hopa dalgalarında biz 1970’lerde (ortaokul, lise çağında) ve ‘80’lerin başında denize girerdik. Evet, medyanın “tsunami” dediği dalgalara. Yazın dalganın böyle büyüdüğü ve bizim girmediğimiz deniz hatırlamıyorum neredeyse.
İlkokulumuzun önünden girerdik biz, mahallenin yeri orasıydı. Girdiğimiz yerin hemen yanıbaşında limanın ana mendireği uzanırdı. Okulun (o zaman) neredeyse bir futbol sahası genişliğindeki bahçesinin bittiği yere büyük kayalar döşenmişti. Dev dalgalar, o kayaların dibine kadar yayılırdı kırıldığı zaman. İşte o son kayada otururduk. Genellikle 6, 7, bazan 9 kişi girerdik.
Aslına bakarsanız, o büyük denizde yüzmenin çok zor bir tarafı yoktur. Zor olan, dalgaları aşıp denize girmek ve dalgaları aşıp denizden çıkmaktır. Bir kere girdikten sonra kabaran ve alçalan dalgaların üstünde o kadar da fazla yorulmadan kalabilirsiniz. Tabii, hepimiz çok iyi yüzücüydük, küçük yaştan beri günlerimiz bahçede, ağaçta, derede, top sahasında ve denizde geçerdi. İyi yüzücüden kastım yüzme yarışlarında rekor kırmak değil elbette. Hoş, bizden büyük iki kişi vardı böyle rekor kırabilecek kadar hızlı yüzen, merhum Malakan Haydar (Çevik) ve İbrahim Dağıstanlı. Fakat bu “hız tutkunları” da dahil (İbrahim büyük dalgada girmezdi pek), bizden büyükler de büyük dalgada denize girerdi: Turan Kasımoğlu, Karağmat Erdal (Türker), Sarı Kenan (Turan)… Ve onlardan büyüklerde de bu tutku vardı. Hopa’da bir gelenekti yani kabaran denizde yüzmek.
Bizim iyi yüzücülüğümüz denizi tanıma, denizle yaşama ve mukavemete dayanıyordu. Bizim kuşaktan Sinan Türker’i, Mulava Selçuk’u (Albayrak), Çulluk Orhan’ı (Yılmaz), Çapra Uğur’u (Osmanağaoğlu — altın kalpli bir Dev-Yol’cuydu; 1980’lerin ortasında hapisten çıktığında da ütopyasındaki gibi yaşamak istedi ve haliyle giderilemez ve başedilemez bir çelişkinin içine düştü, tsunami vız gelirdi bu çelişkinin yanında; devrim hülyası kadar tatlı ve neşeli bu şahane arkadaşımız çok genç yaşta bıraktı bizi çelişkilerimizi katmerleyerek) ve ara sıra da İnce Namık’ı (Albayrak) hatırlıyorum.
Dalgayı aştıktan sonra açık denizde dikkat etmemiz gereken asıl şey, mendirekti. Çünkü bizim yüzdüğümüz yerde solağan vardı ve sizi o mendireğe doğru çekerdi. Mendireğe yaklaşmak tehlikeliydi, çünkü yüce dalgalar sizi kaldırıp o kayalara vururdu ve bu durumda, eğer şanslıysanız, üç beş kırıkla ancak paçayı kurtarabilirdiniz. Bu yüzden yüzerken sürekli mendireğin aksi yönünde kulaç atmak zorundaydık. Birbirimizi uyarırdık. Kaç kişi denize girdiysek, hepimiz sık sık sayardık denizdekileri, girdiğimiz sayı tamam mı diye. Müthiş zevkli bir şeydi. Kabaran dalgayla birlikte yükselir ve “E hii hii huuuuuu!” diye çığlıklar atardık.
O kadar büyük dalgayı aşıp nasıl denize girerdik peki? Bizim orada dalga suyun üstüne yatıp yalayarak, kayarak gelmez kıyıya. Gelir gelir ve bir yuvarlak çizerek hızla kapaklanır. Yapmanız gereken şey, koşarak, dalga kırılmadan hemen önce içine balıklama dalmaktır. Bunu becerdiğinizde, suyun içine dalıp dalganın hışmından kurtuldunuz demektir ve arka tarafından çıkıverirsiniz. Buradaki zorluk şudur: Dalganın kırıldığı yerle bizim kıyıda oturduğumuz yer arasındaki mesafe, dalga çok büyük olduğu için, bayağı uzundur; 30 metre kadar. Onbeş metre kadar ilerleyip yolu yarılayayım ve zamandan kazanayım da diyemezsiniz, dersiniz de zordur. Çünkü siz denize doğru gideceksiniz ve kırılan dalganın bol ve şiddetli suyu kıyıya doğru geliyor. Su kıyıya yaklaştıkça azalır ve şiddeti düşer, ama 15. Metrede hala çok kuvvetli su vardır ve denize koşmanızı imkansız kılar.
Koşmanızı zorlaştıran bir faktör de, çakıl taşlarıdır. O taşlar üzerinde yürümeye ve koşmaya alışkın olmalısınız zaten ama ne kadar alışkın olursanız olun yine de zordur. Ve o müthiş dalga kırılınca çakıl taşlarını büyük bir ivmeyle kıyıya doğru sürükler. (Muazzam bir ses çıkar. Artık kıyı yol olduğu, duvarla hapsedildiği için asla duyamayacağımız bir cennet sesi. Ses o kadar kuvvetlidir ki, 1979’da çarşıdaki İş Bankası inşaatında demirci ustasının çırağı olarak çalışırken, bir gün teyzemler gelmişti. Arabalarını görünce gittim tabii yanlarına ve durdurdum. Teyzemin oğlu Murat (Akşit) uçak delisiydi; çocukluğundan beri pilot olmak istiyordu. Olamayınca uçak mühendisi oldu. Çarşıda zemin denizden biraz yüksekti ve 4-5 metrelik bir duvar çekiliydi. Yani yolda durunca kıyıyı göremiyordunuz. Bir gün önce deniz yine böyle büyümüş, fakat o gün biraz düşmüştü. İşte o Murat, arabadan iner inmez, “Burada havaalanı mı var?” diye sordu. “Ulan burada nasıl havaalanı olsun, futbol sahası yapılacak düzlük ancak bulunuyor” dedim. “Peki bu ses nereden geliyor?” diye sordu peşinden. Dalgaların süpürdüğü çakıl taşlarının muazzam çağıltısı Murat’ı kandırmıştı. “Gel” dedim ve duvarın dibine götürdüm.) Bu çakıl taşları da hırpalar sizi. Yapmanız gereken şey, kıyıya gelen suyun sizi deviremeyeceği mesafeye kadar ilerleyip, kıyıya varan suyun tam çekilmeye başladığı anda hızla koşmak ve işte, yeni dalga tam kırılmadan içine dalmaktır.
Artık girdiniz ve yukarıda dediğim gibi kabaran dalgalar dansına başladınız. Sürekli mendirekten uzaklaşmaya da çalıştığınız için bir süre sonra yorulacağınızı da biliyorsunuz. Bu yüzden, gücünüz tükenmeden çıkmaya bakmalısınız. Çıkmak, belki de girmekten daha zordur. Öyle lambur lumbur çıkamazsınız. Yerinizi iyi ayarlayamazsanız hep dalganın gerisinde kalırsınız ve çıkamazsınız, kollarınızda derman kalmaz ya da gereğinden fazla önüne geçersiniz, bu durumda da ulu dalga sizi, artık nasıl rastgelirse, ya baş üstü ya kıç üstü ama her halükarda evire çevire o iri iri çakıl taşlarına müthiş bir hızla basar. Bu durumda kendinizden geçmemeniz zordur, zaten yön duygunuzu tamamen kaybedersiniz. Bir tarafınız kırılabilir, maazallah, boynunuz veya beliniz bile.
Çıkarken yapmanız gereken şey şudur: Öncelikle uygun bir dalgayı beklemelisiniz. Aşağı yukarı yedi dalgada bir biraz daha “cılız” bir dalga gelir, işte o! Ama onu da kaçırabilirsiniz tabii. Bazan yarım saat uygun dalgayı beklersiniz. Hiçbiri yeterince cılız görünmez size, geçtikten sonra anlarsınız beklediğiniz dalganın o olduğunu. Dolayısıyla, dayanıklılık bu denizde en önemli şeydir. Neyse, cılız ya da değil, kendinizi öyle ayarlamalısınız ki, dalgaların kırılma yerine iyice yaklaşmalısınız, ama geçmemelisiniz ve dalga tam kırılırken üstünde olmalısınız ki, siya yapabilesiniz, yani dalganın üstünde kalarak ve dalganın üstünde kayarak dalgayla birlikte ilerlemelisiniz. Ne kadar iyi yaparsanız yapın, dalga çok şiddetli ve yüksekten kırıldığı için bir miktar hırpalanacaksınız, ama işin keyfi biraz da orada, büyük bir varta atlattınız ne de olsa. Çok iyi becerdiyseniz, ta kıyıya kadar getirir sizi dalga. Buradaki tehlike, iyi siya yapamayıp yolun ortasında kalmanız, yani çekilmeye başlayan suyun, sizi gerisin geri denize, yani yeni gelmekte olan devin ağzına sürüklemeye yetmeyecek yere kadar ilerleyememinizdir. Bu durumda dalga kafanıza kırılır ve sizi çakıl taşları gibi evire çevire sürükler.
Böyle denize girdiğimizde bir kere girip çıkmakla yetinmezdik. Kıyıda biraz dinlenir, laflar, sonra yine dalardık denize. Böyle dalga sefalarının sonunda, “Ulan delilik bu, çok tehlikeli, bir daha girmem” derdim. Muhtemelen arkadaşlarım da derdi. Fakat deniz yine büyür ve çakıl taşlarının o müthiş ve tatlı çağıltısının, dalganın yere vurunca patlattığı suyun sihrine kapılır ve denize koşardık. Büyük dalgada yüzmeye yeltenip de boğulan tek kişi hatırlamıyorum.
İşte böyle.
Ve eskisiyle yenisiyle katil, düzenbaz, açgözlü, arsız, sevgisiz siyasetçiler Karadeniz’i bitirdi. Halkın büyük kısmı da ya seyretti, ya destekledi ya göz yumdu bu doğa katliamına. Bu anlattığım şey şimdi yapılamaz. Ancak bir kaç yer kaldı sahilin doğal haliyle bırakıldığı. Yol ve o yolun duvarları var. Çakıltaşlı sahil kalmadığı için o dev dalgalar gelip duvarlara vuruyor, aşıyor, tsunami gibi darmadağın ediyor şehirleri. Buralarda bu büyük dalgada yüzmek imkansız; girmek imkansız, çıkmak da. Dalga alır sizi ve duvara yapıştırır. Canlı çıkmanız imkansız. Ama insanın ve tabiatın canını çıkarmanın tek yolu öldürmek değildir, Türkiye, öldürmeden canını çıkarıyor hergün her ikisinin de.

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s