“Ben bu kitabı zaten rahatsız etmek için yazdım”

(http://kitap.radikal.com.tr/Makale/ben-bu-kitabi-zaten-rahatsiz-etmek-icin-yazdim-392304)

Dağıstanlı: “Koalisyon hükümetleri zamanında gazeteler çeşitli dengelere oynayarak nefes alabiliyordu ama tek adam rejiminde sermayenin yapısıyla oynayarak medyanın ne yazacağını söylemeye kadar geldi iş.”

“Ben bu kitabı zaten  rahatsız etmek için yazdım”
Yazı Boyutu
BU HABER İLE İLGİLİ Arşive Ekle Yazdır Arşive Ekle Yorum Yaz

PAYLAŞ

Gezi direnişçilerini canlı yayına aldığı için izne çıkarılan programcı kim? Roboski katliamının konuşulmaması talimatını veren kanal yöneticisi hangisi? Bir haber kanalında mizah dergisi okunması nasıl yasaklandı? Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’le ilgili haber yapılması neden istenmedi? Şoförken bir gazetenin istihbarat servisinin başına getirilen ve MİT’le çalışan isim kim? Hakkında dört yüze yakın soru önergesi verilen TRT, haber programlarına katılan yorumculara ve sunuculara ödenen ücretler, ihaleler ve usulsüzlüklerle ilgili soruları neden yanıtsız bırakıyor? Rusça bilmeyen muhabiri Ukrayna’ya gönderen haber ajansı hangisi? Hepsi ve daha fazlası gazeteci Mustafa Dağıstanlı’nın 5 Ne 1 Kim adlı kitabında yanıt buluyor. Artık işsiz bir gazeteci olan Dağıstanlı’yla medya mutfağından sansür-otosansür hikâyelerini topladığı kitabını konuşmak üzere bir araya geldik.

Bu kitabı neden yazdınız?
Bütün gazeteciler neler döndüğünü biliyor. Ben de herkesin bildiklerini konuşulur kılmak istedim. Kitabı yaşadıklarımdan yola çıkarak yazmaya başladım fakat sadece onlardan ibaret olmasın istiyordum. Meslekten arkadaşlarla konuştum, kimileri isimli anlattı kimileri isimsiz.

Neden şimdi?
Bu soruyu kitapta adı geçenler de soruyormuş. Bir kere, benim de geçim derdim vardı ve hâlâ var. Bunları yazsaydım orada çalışamazdım. Aslında 2000’lerin ortalarında Cem Aydın’a bunları yazacağımı söylemiştim. Demiştim ki; “Gazetecilik, bir bakıma, her günün tarihini yazmaktır. Bu yazılan tarihe de, bu tarihi yazanlara da itirazım var ve bir gün bu itirazımı yazacağım.” İnsan haldır huldur çalışırken bu şekilde bir şey yazmaya sıvanamıyor. Mesela, Hasan Cemal de Cumhuriyet’ten ayrıldıktan yıllar sonra yönettiği o gazeteyi yazdı. Üstelik o, yönetmişti yazdığı gazeteyi. Benim bunları zamanında yazmamış olmam kitapta eleştirdiğim insanları erdemli kılmaz ve yazdıklarımı, otuza yakın gazetecinin anlattıklarını haksız ve yanlış çıkarmaz. Hiç yazmasam, bunlar hiç ortaya çıkmasa daha mı iyiydi?

Sansür, otosansür bütün gazetecilerin hep gündeminde, dilinde. Peki, sizce bu konu bizim ne kadar umrumuzda?
Şüphesiz doğru bir soru bu ve galiba tepeden tırnağa kadar herkesin biraz umrunda. Muhabirlerin karar alma yetkileri yok ve onlar daha fazla eziliyor. O yüzden sanırım en çok bu kitlenin umrunda. Neticede, yukarıdakiler karar veriyor ve hepimiz genel yayın yönetmeninin ağzına bakıyoruz. İçlerinde vardı rahatsız olmayan ama artık onlar da rahatsız. Ben bu kitabı zaten rahatsız etmek için yazdım.

Kimleri, üst düzey yöneticileri mi?
Hayır, herkesi. Kitapta eleştirdiğim insanların bir kısmı yakın arkadaşlarım üstelik. Evet, rahatsız edebildiğim için memnunum ama daha fazla rahatsız edebilseydim keşke.

Kitaptaki örneklerden sansüre ve otosansüre hep itiraz ettiğiniz anlaşılıyor. Peki, sizin hiç mi günahınız yok?
İki örnek geliyor aklıma: Birincisi NTV Yayınları’nın başındayken yaşadığım bir şey. Ermeni meselesi gibi hassas konular var ya…

Soykırım mı diyemediniz?
Küçük boy, resimli bir “Dünya Tarihi” kitabı çıkardım. Aynı kitabı her ülke kendi dilinde basıyordu. Yazı yerleri de belli. Oynayamıyorsunuz, herkes oraya kendi dilinde aynı yazıyı koyuyor. Biz de çevirdik Türkçeye, gönderdik. Bir takım hatalar vardı, çevirmenimiz tespit edip düzeltebildiğini düzeltti. Türkiye bölümünün bir kısmında da Ermeni meselesi var. Kitap basıldı, dağıtıldı fakat telefonlar gelmeye başladı.

Şikâyet telefonları mı?
Tabii. Okurlardan, kimi yayın kuruluşlardan, milliyetçi kesimlerden… İş yukarıya yansıdı ve yönetim dağıtılmış kitabı toplatmaya karar verdi. “Yapmayın, etmeyin, gerek yok” dedim çünkü daha önce de benzer şeyler basmıştık. Fakat beni dinlemediler, toplattılar ve kitabı o ifadeleri yumuşatarak çıkardılar. Evet, tamam sansür. Soykırım ifadesi çıkarıldı ve ona bir şey yapamadım ama imzamı çıkardım. Başka bir örnek. Bir çizgi roman serisine başlamıştık; Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı… Türklerle ilgili olumsuz bir ifade geçiyordu. Çevirmen arkadaşım, çeviriyi teslim etmeye geldiğinde bana uğramıştı. O arada “Böyle böyle bir şey var” dedi. O sırada çizgi romanlarla uğraşan, şu anda yayınevinin başında olan Elif Kutlu ilgileniyordu. Elif’e “Burada böyle bir cümle varmış, çıkarırsanız haberim olsun” dedim. Cem’le (Aydın) konuşmuşlar, “O cümleyi koymayalım” demişler. Yine künyeden adımı çıkarttırdım. Gazetecilik yaparken başka bir şeyi sansürledim mi, inan hatırlamıyorum.

Güneş gazetesinde çalışırken 1980 Darbesi’nin onuncu yılı dolayısıyla sayfayla ilgili bir hikâyeniz vardı.
Evet, Mehmet Yaşin’le bir tartışma konusu olmuştu o sayfa. “Başımıza bela alırız” demişti, yayımlamak istemiyordu. Eğer Yaşin’e itiraz etmeseydim, emin ol o sayfa çıkmayacaktı. Kimsenin de ruhu duymazdı. İtiraz bunun için önemli bence.

Haberleriniz için çatışın diyorsunuz yani?
Böyle söyleyince “Aman ben ben diyorsun” diyorlar ama ben çatışmadan, kavga etmeden gazetecilik yapmadım. Başka türlüsü hele Türkiye’de olamaz! Yaşin’e en son, “Bu sayfa çıkmazsa istifa ediyorum” demiştim. İş o noktaya kadar geldi. Bunu yapmazsak nasıl olacak ki? Alışılmış şeyler üzerinden yürür her şey. Bunun ille siyasi bir mesele olması gerekmiyor. Gazetecilik yapmaya başladığımda kendime dediğim bir söz vardı: “Senin bir yerde çalışıyor olmanla, çalışmıyor olman arasında bir fark olmalı.” Bir düşün, varlığınla yokluğun arasında bir fark var mı? Fark yaratamıyorsak, zaten yokuz demektir. Bir şeye itiraz edemiyorsak da yokuz demektir.

Kitapta ismini geçirdiklerinize söylediniz mi “Şöyle şöyle yazıyorum” diye?
Hayır, söylemedim ama tahmin etmişlerdir. NTV’den birinin, “Mustafa kitap yazıyormuş, ipliğimizi pazara çıkaracak” dediğini duydum.

Sorsaydınız, bu kitap çıkabilir miydi?
Çıkabilirdi, yine yazacağımı yazardım.

Ama isimsiz mi yazardınız?
Hayır, yine isimli yazardım. Ne soracaktım onlara?

Cevap hakkı olurdu.
İşte bu kitabı yazmakla onlara cevap hakkı yaratmış oldum. Bu haklarını kullansınlar istiyorum.

Onlar da mı böyle bir kitap yazsın istiyorsunuz?
Aynen öyle. Benim eleştirdiğim yöneticilerin söyleyeceği şeyler emin ol, benim yazdığımın yarısını kadar bile olsa çok daha kıymetli ve faydalı olur. O sansür emirlerini onlar uyguladı ya da onlar direnmedi, “Tamam yaparız” dedi. O mekanizmayı onlar daha iyi biliyor.

Ayşenur Arslan’la bir söyleşi yapıp kitaba dahil etmişsiniz. Başından geçenleri kendi açısından anlatıyor. Aynı hakkı neden mesela Cem Aydın’a tanımadınız?
Gezi olaylarını veremeyecek bir haber kanalını ben yapmadım; Cem yaptı çünkü kanalın başında o vardı. Olayı öyle bir yere getirdi ki olayı, NTV, dünya çapında bir olayı, Cumhuriyet tarihinin belki en büyük sivil hareketini veremedi. Tabii bir sürü sıkışıklık var. Siyasi baskı, telefonlar geliyor vs. İdare etmeye çalışıyordu. Ehven-i şer durumu yani… Fakat o, durulabilecek bir denge değil. Kanal yönetenler, “Ortadan habercilik yapalım” der. Fakat bu tip denge arayışlarıyla zaten gazetecilik yapılamaz! Gazetecilikten taviz vere vere tuhaf bir noktaya geliyorsunuz. Ben sansürlemişlere değil, sansürlenmişlere uzattım mikrofonu. Çünkü haberi yüzünden işten atılanlar sadece istatistik olarak geçer. Ve bu, büyük bir haksızlık!

Kitapta medyaya olan baskının son on yılda arttığını söylüyorsunuz. Nasıl oldu bu?
Her şeyden önce, çok güçlü bir parti iktidarından bahsediyoruz. Başbakanın kişiliğinin de bunda payı var. Koalisyon hükümetleri sırasında gazeteler çeşitli dengelere oynayarak nefes alabiliyordu ama tek adam rejiminde sermayenin yapısıyla oynayarak, organizasyon yapısına müdahale ederek medyanın ne yazması, söylemesi gerektiğini söylemeye kadar geldi iş. AKP, kendini 28 Şubat’ın mağduru olarak gösteriyordu ama kendini 28 Şubat’la oluşan emir-komuta zincirini pekiştirir oldu. Ve bunu, medyayı kendi propaganda aracı olarak kullanmak için yaptı.

Sizce bu sansür sokağından çıkılabilir mi yoksa Türk medyasının ruhuna El Fatiha mı?
Çıkılması çok zor bence. Çünkü sansür de otosansür de kılcal damarlarımıza kadar işlemiş durumda. Bu, sadece gazetecilikle ilgili filan da değil. ‘Karamazov Kardeşler’in on bir çevirisinden dokuzu sansürlü. Anlatabiliyor muyum vaziyeti?

Bir TRT çalışanı anlatıyor
“Başbakanlık’ta bir birim var. TRT’de yayımlanan tüm haber metinlerini kontrol ediyorlar. Hem televizyon kanallarında hem de internet sitesinde yayımlanan metinleri… MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Bursa mitingi vardı. Aynı gün Başbakan’ın da mitingi vardı. Bir Pazar günü (2013 yazı) Başbakanlık’tan aradılar. İnternet sitesinde Başbakan Erdoğan’ın haberi 900, Bahçeli’nin haberi 2100 vuruşmuş, bu nasıl olabiliyormuş?! Bu işlere o merkez bakıyor işte. Bütün haber metinleri, yayımlandıktan sonra o merkeze gönderiliyor ve herkes hakkında dosya tutuluyor. Böylece tasfiye edilecekler belirleniyor. Denetimden, gözden kaçmış, ‘uyuyan’ kişiler olabilir çünkü ve tehlike yaratabilirler işte bunun gibi!”

Mustafa Alp Dağıstanlı kimdir?
1985’te başladığı meslek hayatında, Güneş gazetesi, ATV, Cumhuriyet, Show TV, Kanal D, Yeni Yüzyıl ve Hürriyet Dergi Grubu’nda çalışan Mustafa Dağıstanlı, NTV dış haberler editörlüğünün ardından NTV Yayınları Yayın Yönetmenliğini üstlendi.

5 NE 1 KİM?
Mustafa Alp Dağıstanlı
Postacı Yayınevi
2014, 250 sayfa, 20 TL.

Reklamlar
Bu yazı 5N1Kim? üzerine yorumlar/yazılar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s