Makbul gazeteciler – maktul gazetecilik

ntv-canlı-yayın-aracı_454584

Mustafa Alp Dağıstanlı

Türkiye’de siyasi yapı neyse, medya da odur. Askeri vesayetin budanmış olmasına rağmen değişmeden kalan öz nedir? Son derece merkeziyetçi bir yapı. Bu da şimdi, Gezi Direnişi vesilesiyle ortaya çıkan, görünür olan bir şey değil, AKP iktidarı böyle merkeziyetçi bir yapı devralmıştı. Bu yapıdan rahatsız olduğunu söyleyerek iktidara geldi. Aynı şekilde, en çok rahatsız oldukları alanlardan biri de medyaydı ve bu sektördeki çarpık yapıyı düzelteceklerini, yeniden ve daha adil şekilde düzenleyeceklerini vaad etmişlerdi. Çünkü medyanın gadrine uğramışlar, her tür ayrımcılığa ve manipülasyona maruz kalmışlardı. O zamanki “mağdur”ların medyası (İslami medya) küçük, güçsüz ve çapsızdı.

AKP iktidara gelince bu merkeziyetçi siyasi yapının komuta merkezine oturdu; kendinden öncekiler gibi. Öncekilerin üzerinde asker baskısı vardı ve iktidarı askerle denge içinde yürütmek zorundaydılar. Ordu, iç ve dış siyaseti tehdit algısı (“bölücü terör” ve “şeriat tehlikesi”) manivelasıyla belirlemekte, iktidar partilerinin alanını daraltmaktaydı. AKP hükümeti, bu vesayet altında, Avrupa Birliği’ne girme çabasını kendi varoluş ve siyasi hayatta kalış koşulu olarak gördü ve bu ipe sarıldı. AB reformlarını gerçekleştirme iştahı, AKP’nin ilk döneminin en belirgin özelliğiydi. Dünyaya açık, Avrupa değerlerini benimsemeyi vaad eden bir nutuk tutturmuşlardı. AB bürokrasisi ve siyasi eliti de bu tutumu benimseyip eleştirel bakışını törpüleyerek AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı demokrasi havarisi olarak omuzlara aldı.

Fakat o esnada, AKP hükümeti, iktidarını pekiştirdikçe daha önce şikayetçi olduğu aşırı merkeziyetçi siyasi yapıyı bağrına bastı. On yıllardır yürürlükte olan kurala can-ı gönülden riayet etti: Tahtında ben oturduğum sürece bu merkeziyetçi yapı iyidir. (Şimdi demokrasi timsali gösterilen Demokrat Parti de bu kuraldan muaf değildi ve çok partili rejimde tek parti zihniyetinin kurucusuydu. 1960 darbesini meşrulaştırmak için söylemiyorum, hiçbir gerekçe darbeyi meşru kılamaz.)

AB’de infiale yol açan, içeride de büyük itirazlarla karşılanan ilk hamle, AKP’nin 2004’te bir zina yasası çıkarmaya kalkmasıydı. Tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Ama medya alanında hiçbir zaman geri adım atmaya mecbur bırakılmadı AKP iktidarı. Zina yasasından önce, yılbaşında, sırf Erdoğan kutlayacak diye Zonguldak’ta Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki çocuklar ve düşkünler evindeki yaşlılar 31 Aralık gecesi  apar topar yataklarından kaldırılıp Ulu Başbakan’ın karşısına çıkarılınca, Vatan gazetesi muhabiri Nuri Sefa Erdem, bir fırsatını bulup bu durumu sordu. Erdoğan, hakaretler ederek Erdem’i azarladı. Gazetecilik örgütlerinden birkaç küçük mırın kırın dışında ses çıkmadı. Kendi gazetesi bile muhabirine sahip çıkmadı. Hatırladığım kadarıyla, sonradan bol bol örneğini gördüğümüz medyayı paylama örneklerinin ilkiydi bu. Başbakan’a haddini bildiren çıkmamıştı ama. Sonra çorap söküğü gibi geldi arkası. Hepimiz biliyoruz, yağlı kapı belledikleri hükümete ne kadar yaltaklanmış olurlarsa olsunlar, medya patronları da bu azarlardan kurtulamadı. Kimi vergi cezalarıyla gününü gördü, kimi de gününü gün etmek için secdeye vardı.

Ama bütün suçu hükümetten yulaf bekleyen veya iktisadi olarak cezalandırılmaktan korkan patronlara yüklemek haksızlık olur. Anlı şanlı gazetecilerimiz, yöneticilerimiz, editörlerimiz hükümetten talimat almayı, sansürü, otosansürü uygulayıp durdu. Uslu durma istidadında olmayan gazetecileri kızağa çekti, işten attı. Hükümet bir yandan da kendi medyasını güçlendirmek için kolları sıvamıştı. Kimi gazete ve televizyon kanalları kamu bankaları kullanılarak İslami sermayeye peşkeş çekildi. Mütedeyyin ve mutemet bir yeni gazeteci eliti zuhur etti. Şimdi ve daha evvel eleştirel akıl timsali olarak boru öttüren “gazeteci-yazar”lar, “eski rejim”i gömme gayretiyle cinai derecede eleştirellikten uzaklaşarak aslında merkeziyetçi yapıyı ve iktidar yozlaşmasını pekiştirmiş oldular. Son iki yıllık yarım yamalak eleştirellik, bu hafızasız toplumda, son on yıllık sicilleri unutturabilir diye düşünüyorlar  belki! (Gezi Direnişi’nde saldırılan medyanın içinde onlar da vardı halbuki.) Bazı gazeteciler makbul, gazetecilik maktul oldu.

Bu hal ve gidiş, 2011’deki anayasa referandumundan sonra daha da merkezileşen mevcut siyasi iktidarın yapısına uygun, onun izdüşümü olan bir mekanizma yarattı. AKP ve hükümet dediğimiz, aslında, bir tek-adam rejimi. Neredeyse tapınılan bir lider. AKP mitinglerinden birindeki bir kadının veciz ifadesiyle bakanından danışmanına, bürokratından gazetecisine herkesin Erdoğan’ın “kıçının kılı” olduğu bir yapı. Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan yardımcısının söyledikleri tırışkadan nağmeler sayılan (Başbakan yedirtiyor onları) bir iktidar.

İşte medya kuruluşlarında da, yukarıdan söylenenlerin harfiyen yerine getirildiği, benzer bir yapı var. Hükümetten gelen veya gelmeyen talimat uyarınca iş görüldüğü ve giderek ayrıntılarla ilgili talimatlar geldiği veya gelebileceği düşünüldüğü için kanalın veya gazetenin de (her haberin) sıkı şekilde denetlenmesi gerekiyor(du). Dolayısıyla, aslında “eşitler arasında birinci” kuralının işlemesi gereken medyadaki yapı da alabildiğine merkezileşti. Bir genel müdür veya yayın yönetmeni ve onun etrafında bir dar kadro (nomenklatura) her şeye vaziyet eder hale geldi. Bu durum, siyasi merkeziyetçiliğin, medya yoluyla  bilgiyi de merkezileştirmesine, yani tahrif etmesine yol açmakla kalmadı, toplumsal, hatta bireysel hayatın tamamının merkezî olarak düzenlenmesi “geleneği”ni pekiştirdi.

Dolayısıyla, zaten layıkıyla varolmayan kuvvetler ayrılığı ilkesi (Ortadoğu’ya örnek gösterilen Türkiye demokrasisinin başbakanı, kuvvetler ayrılığına karşı olduğunu ilan etmişti üç beş ay önce!), “dördüncü kuvvet” medya için hiç yoktu. Bu yüzden,medya, iktidara yapışık (“kıçının kılı”) olarak görülüyordu. (Muhalif medya ise, gazetecilik yapmak yerine ideolojik borazanlıkla yetindi.) Bu bakımdan, Gezi eylemcilerinin iki hedefinden birinin medya olması ve büyük bir nefretle anılması hiç yadırgatıcı sayılmamalı.

Büyük bir kitle geleneksel medyayı (gazete ve televizyonları) takip etmeyi zaten bırakmıştı veya gördüklerine inanmıyorlardı. Medyaya güvensizlik yeni bir şey değil, güveni hiçbir zaman hak etmedi Türkiye medyası, ama neredeyse tamamı hükümetin hık deyicisi durumuna düşmüş medya, o merkezî haliyle ve merkezileşmiş “bilgi” ile bu topraklarda yüzyıllarca ezilen insanı, bireyi bir daha ve katmerli olarak ve göz göre göre buduyordu. Dünyanın çeşitli ülkelerinde gördüğümüz, başını asıl olarak gençlerin çektiği, lideri olmayan kalkışma hareketlerinin hepsinin odağındaki temel sorunlardan biri budur. Bu kitlelerin gövde gösterileri, aynı zamanda, insanın varlık gösterisidir.

Dolayısıyla, Gezi Direnişi, ilk zaferini medyayı çökerterek, rezil ederek kazandı. Yeni medyayı kullanarak haberleşti, bağırarak, öpüşerek, sevişerek, sarılarak ve kimi zaman hissi kablel vuku ile iletişim kurdu. Medya ile iktidarın halvet olduğunu çıplak bir biçimde sergiledi. CNN Türk Türkiye’deki olayları vermez veya tırpanlayarak verirken, CNN International’ın direnişi duyurmak için seferber olması, anaakım Türkiye medyasının iktidara medyun olduğunu ve hükümet baskısını gösterdi. Ama mesela CNN Türk’ün yöneticileri, utanma “organları”nı aldırmış oldukları için gazeteciliğin gereği olmadığını düşünebildiler. NTV’nin genel müdürü Cem Aydın, olaylar başladıktan bir hafta sonra, kanalı bir katil olarak (“Katl, sansürün ekstrem biçimidir” – Bernard Shaw) iş gördükten sonra özür diledi. Gelgelelim, yönettiği kanal dünya çapında rezilliklere imza attıktan sonra dilediği özür o kadar samimiyetsizdi ki, ders alınmadığı belliydi. Başbakanının özürleri düzeysizliğindeki özür onu da, kanalı da kurtaramadı. Çook gecikmiş bir istifaya mecbur kaldı. CNN’in, HaberTürk’ün vs’nin başındakiler bunu bile yapmaktan aciz kaldı. Medyanın atılan gazlarda, akan kanlarda payı var, bu yöneticilerin de tabii.

Cem Aydın, özür açıklamasında, sosyal medyadaki kirliliğe işaret edip sağlam bilgi verdiğini iddia ettiği kendi kanalının değerine vurgu yapıyordu. (Bunun ne kadar samimiyetsiz ve yalan olduğunu istifasıyla kendi göstermiş oldu.) Hükümet ve kalemşorları da aynı teraneden bahsediyor. Evet, kirlilik var. Bu kirliliği birileri, provakatörler, direnişçilerin aleyhine yaratıp yayıyor da olabilir, eylemcilerin içinden kimi densizler de. Fakat “özdenetim” sahibi “sıkı” gazeteler ve televizyonların yaratıp yaydığı zehre ne demeli! Dış mihrak aramalar, yabancı ajan icat etmeler, düpedüz yalan söylemeler, kendi büyük kitlelerini palavralarla şişirmeler…

Gazetecilerin gazetecilik yapmadığı, kurşun sıkmak anlamına gelen palavralar sıktığı bir ortamda sosyal medyayı mahkum etmek de ne demek oluyor! Çerçöpse internette olduğu gibi, geleneksel medya da onlarla dolu, onların haricinde pek az şey var. Layıkıyla yapılacak gazetecilik her zaman değerli olacak, ama bunun tek mecraı sizin gibi beş para etmez sermayedarların ve yöneticilerin tekelinde olan yapılar değil. Kaotik bir medya ortamına girdiğimizi söylemek çok yanlış değil, ama sizin düzeninizden iyidir en kötü kaos.

Gezi Direnişi, geleneksel medyanın ipini biraz daha çekmiş oldu. Artık herkesin ezberlediği görüşlerini tekrar eden, üst perdeden konuşup yazan köşe yazarı-TV yorumcusu ağabeylere, ablalara karnı tok gençlerin. Yazıp konuşanların anlama ve anlatma hızından daha süratli ve heyecan verici biçimde değiştirip geliştirdi direnişi gençler. Lidersiz, hiyerarşik olmayan, zeka ve yaratıcılık fışkıran gençlere tek-adama dayalı, son derece hiyerarşik, yalan söyleyen, sansür ve otosansürü benimsemiş bir siyasi yapı ve medyayla diyeceğiniz bir şey kalmadı artık. Hazırlanın, gençler, tarihin çöp tenekesinin kapağını açtı…

(28 Haziran tarihli Bağımsız dergisinde yayınlandı.)

Reklamlar
Bu yazı Medya üzerine yazılar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s